BİR AŞK HİKÂYESİNDEN FRAGMANLAR

Görsel

http://kalemdergi.com/

“Çünkü ağaçların da dili vardı, kabuk kabuk kurumuş. Sokakların da dili vardı, çıkmaz çıkmaz kapanmış. Duvarların, kitapların, meydanların da dili vardı. Ne zaman ki kocaman bir balta gelip dayandı dalların boğazına… Kocaman bir bant sarıldı bütün sokakların ağzına…” diye hikâye etmeye başlamış KALEM Edebiyat ve Sanat Dergisi’nin “Direniş” sayısı… 

“Ve çekirge ordularına direnen karıncalardan, hayat hakkı için ayaklanan kaplumbağalara… Promethe’den Bedreddin’e, Komün’den Gezi’ye, Joan Baez’in sesinden Akarsu türkülerine, Altıok’un keder yüklü mektubundan Malraux’nun ‘insanlık’ dersine…” konuk olmuşlar KALEM Temmuz-Ağustos ’13 Sayısı’na…
KALEM emekçileri, o her biri kocaman kalpli genç kadın ve erkekler, bu sayıyı, “onlar”a adamışlar: “Bir ağaçtan kardeşçe bir orman düşü büyütenlere. Bir düşün peşinde ölüme yürüyenlere… bütün direnenlere ve ‘düşenler’e…”     
Onlara teşekkürlerimle…
*-*-*-*-*-*-*

“Her şey seninle güzel, yolda yürümek bile 

Olmayacak düşlerin peşinde koşmak bile 

Her şey seninle güzel, bu toprak bu taş bile 

İçimdeki bu korku, gözümdeki yaş bile 

Beklenmedik bir anda ayrılık gelip çatsa 

Seninle paylaştığım tek bir gün yeter bana”  [1]

 

13 Haziran 2013

17:50 – Kumkapı tren istasyonu. Neden ve nasıl olduğunu bilemediğim bir keder; şarkı dilimin kapısını davetsiz bir misafir gibi çalıverdiğinde fark ettiğim. Günler geceler boyu sevişmenin esrikliği uçuşurken daha midemdeki kelebeğin kanatlarıyla, sevgiliyi uzun ve dönüp dönmeyeceği meçhul ama kaçınılmaz bir yola uğurlamanın dolanık, yapayalnız, yine de ağırbaşlı kederi. Görünür bir sebep de yok. Hislerin görünenleri aşabileceğini ve zamanın akışına meydan okuyabileceğini düşünmezsek. Yarım saat kadar önce, Gezi’ye gidecek bir öğrencime, önceki sabah, uzun bir günün ve gecenin ardından Park’tan çıkarken aldığım şalı ve yağmurluğu emanet etmiş olmamın dışında. “Birbirimizde kalanları birbirimize geri verelim,” dermiş gibi. Değil ama. Bende kalanları kimselere vermem, veremem. Bende kalanların; atan kalbimden, aldığım nefesten, gören gözümden, işiten kulağımdan, dokunan elimden, gökyüzüne doğru yükselen yumruğumdan, özgürlük ve kardeşlik için yükselen, yükseldikçe kalabalıkların haykırışı içinde eriyen sesimden bir farkı yok.
19:50 – “Taksim Dayanışması adına bir heyet, ani bir gelişmeyle, saat 23:00’te Başbakan’la görüşmek üzere Ankara’ya yola çıktı.”
Görsel
19:51 –
–          Ankara’da biber gazından ve tazyikli sudan dolayı yaralanan, kanatları kırılan, felç olan sekiz güvercin yuva arıyor. Bahçesini açmak isteyen?..
–          Eryaman’da oturan bir arkadaşım bakabileceğini söylüyor… Yarın iletişime geçebilir misiniz?..
–          Bahçeme güvercinleri kedilerimden korumama yarayacak bir kafes yapmama yardımcı olursanız sekizini de sahiplenebilirim…
11 Haziran 2013
Görsel
18:00 – En çok 17-18 yaşında gençler, AKM önüne çekilmiş polisin yalnızca 6-7 metreötesinde, yarısı yerde bağdaş kurmuş, yarısı ayakta, meydan okuyorlar. Onlar meydan okuyor, Taksim meydanı doluyor da doluyor. “Safları sıklaştırın çocuklar.” diyor Nazım, uzaklardan.
20:00 dolayları – Park’ın orasından burasından gaz bulutları yükseliyor. “Yavaş yavaş! Sakin!” diye yatıştırmaya çalışıyor insanlar birbirini. On iki gündür kaçış izdihamı nedeniyle tek bir insan bile yaralanmadı, izdiham yaşanmıyor çünkü: Herkesin ağzından burnundan sıvılar akıyor ama herkes “yavaş yavaş…” birbirini kolluyor.
Görsel
 Sabah 07:30 itibariyle, günlerdir beklenen saldırıyla çatlamış bir narın taneleri gibi parkın dört bir yanına dağılmış, ardından, bitmek bilmeyen bir korku filmi geriye alınır gibi yeniden omuz omuza, diz dize gelmiş insanlar kim bilir kaçıncı kez dört bir yana doğru saçılıyor.  Terlikler, çoraplar, talcidli çözelti şişeleri, iskambil kağıtları, gaz maskeleri, Aylak Adam, Prozac Toplumu, enjeksiyon sıvıları… Hepsi bir yanda. Bir park dolusu insan. Bir orada, bir burada. Bir şehir dolusu insan. Hem orada hem burada. Bire ülke dolusu insan. Ve martılar. Yavaş yavaş… “İşe gittik, dönücez!” yazıyor direnişçi çadırlarından birinin üzerinde. “Direnmeye gittim, dönücem!” yazıyor Beşiktaş’ta bir bakkalın kapısında. Erdem’i arıyorum, “Meydan’a gaz bombası attılar mı?” diye soruyorum. Nefes nefese ve ızdırap, telaş, korku ve şaşkınlık dolu bir sesle, “Basın açıklamasının son cümlesi daha yeni okunmuştu,” diyor, “yalnızca benim yanıma üst üste üç gaz bombası düştü, nasıl kaçacağımızı, nereye kaçacağımızı bilemedik; bileğimi burktum, daha yeni yeni gözlerimi açabiliyorum.” diye anlatıyor.
Görsel10 Temmuz 2013, 02:00 dolayları
“Sevgilim gibi oldu park,” diyor Erdem. Banklardan birinde oturuyoruz. Ne çok alışkanlığımız değişmiş. Yalnızca bir ayda. Yalnızca bir ayda ne çok değişmişiz. Tanıyamıyoruz bazen kendimizi. Neredeyse yalnızca biziz bankta oturan, herkes çimenlere yayılmış, eskiden boş bank bulunmazdı kalabalık vakitlerinde parkların. Aslında pek kalabalık da olmazdı parklar. Vakit gece yarısını çoktan geçmiş. O, hepimizin sevgilisi artık. Artık asla yalnızca bir park olmayacak. “Özlüyorum bir gün bile görmesem,” diyor, “on dakikalığına da olsa gelip bir koşu görüyorum her gün, içim rahat ediyor böyle yapınca.” Çatır çatır bir ses geliyor az geriden, neredeyse kendimi kaybedip sıçrıyorum. Çöpten geçinen bir adam, bir pet şişeyi presliyor ayağının altında. Emin olmak ister gibi, uzun uzun seyrediyorum, adamı, ayağını, çöp kutusunu… “… kişinin zihninde travmatik olayla eşleşen,  hatırlatan her tür ses, görüntü, his ve kokuya karşı aşırı irkilme ve buna eşlik eden yoğun bedensel tepkiler …”[2]
Bir kedi yaklaşıyor usul usul, keyifli, sanki meraklı sesler çıkararak. Erdem de ben de çok seviniyoruz bir kedi geldi parka diye. Polis kontrolü ve gözetiminde üç hafta boyunca yaptıkları park bakım ve düzenleme çalışmasında önemli bir şeyi unutmuşlar elbet: Feryat figân içinde de olsa direnişçilerin ağaç diplerine bıraktıkları kedi ve köpek mamalarını… “O gece seni aradığımdaki sesini asla unutmayacağım biliyor musun,” diyorum Erdem’e. Belki ben ona dile getirilmesi çok kolay olmayan bazı anlarımı ve hislerimi anlattığım için, belki bunun için, belki de ancak mesafelenebildiği için tamamlıyor o gecenin hikâyesinden kendi payına düşeni: “Yüzlerce kişi, yüzlerce kişi aynı anda ağlıyor ve herkes birbirinin üstüne kusa kusa ilerlemeye çalışıyordu.” Donakalıyor ve kusmak istiyorum. Suratlarına suratlarına kusmak istiyorum.
Görsel
İstanbul Valisi’nin, “O’nun valisi”nin meydanda parka müdahale edilmeyeceği açıklamasında bulunduğu haberi geliyor, biz meydanın ancak gelen gaz kokusundan halini tahmin edebiliyor, ama elbet, bilemiyorduk, nereden bilebilirdik, bir şehrin meydanından sürülürken yüzlerce kişinin bir yandan birbirini ezmemeye gayret ederek kusa kusa uzaklaşmaya çalışacağını bir yandan ağlayacağını. Biz parkta bir o yana bir bu yana savruluyorduk ve bilemiyorduk.
“Oradaydım, tanığıyım.” diye yazacaktı ertesi gün bir eski sendikacı:
“Oradaydım. On binlerce insan vardı Taksim’de. Vali, müdahale olmayacağını, polisin sadece AKM’yi koruyacağını söylemişti. İnsanlar bunun rahatlığı ile alanda konuşuyor, giriyor, çıkıyordu. Çocuk arabalarıyla gelenler vardı, yaşlılar vardı. … Yaşları elli civarında, artık çevik olmayan bir grup arkadaştık. Hiçbirimiz gaza dayanacak gibi değildik, kalp ilaçlarının müdavimiydik. … Dandik gaz maskeleri ve gözlükler de almıştık, pek işe yaramayacağını bilerek… Sonra birden ne olduğunu anlamadık. Aynı anda Taksim meydanının her yanına gaz bombaları yağmaya başladı. ‘Dağılın’ uyarısı yoktu, bir gerginlik yaşanmamıştı. … Kitle müthiş bir panikle ve birbirini ezercesine İstiklal Caddesi’ne, Sıraselviler’e ve Kazancı yönüne kaçışmaya başladı. Kazancı’nın girişinde barikatlar vardı. Aynı anda on binlerce insanın üzerine, hınca hınç bir meydana yağmur gibi gaz bombası yağıyordu. … Bir kıyamet manzarasıydı. … Devlet yurttaşlarına tuzak kurdu ve sonra saldırdı. Eğer o izdihamda yüzlerce kişi ezilmediyse bu kitlenin sağduyusu ve dayanışma ruhunun sonucu oldu. Kaç kişi yaralandı bilmiyorum. Beni düşmekten ve ezilmekten, dahası boğulmaktan bir arkadaşımın ani hamlesi kurtardı. Oradaydım ve tanığım. …” [3]
12 Haziran 2013
00.30 – “Sedye!” diye haykırılıyor sürekli.  Ellerinde siren, canlı-koşar ambulans olan tıp öğrencileri geçiyor el ele tutuşmuş insanlarca açılan yaralı koridorundan. Bombalar atılıyor peş peşe, içeride yaralı var, binlerce insan var demeden. “İyi misiniz?” diye soruyorum iki büklüm olmuş, nefes almakta zorlanarak çömelen bir adama. “Ben iyiyim… iyiyim ben, ama arkadaşım orada kaldı, sedye… sedye lazım.” diyor güçlükle ve kan çanağına dönmüş gözlerinden acı fışkırırken. Bodrum katı revir haline getirilmiş Divan Otel’e girmeye çalıştıkları fakat Otel yöneticileri ve çalışanlarınca engellendikleri haberleri geliyor.
1:37 – Park girişindeki barikat cayır cayır yanıyor; ateş oradan prefabriklerden birine sıçrıyor. Ağaçlara, muktedirin ve zalimin gazabından bir türlü kurtulamayan hepimizden yaşlı bilge ağaçlara sıçraması an meselesi. Direnişçiler “söndür!” diye bağırıyor TOMAlara doğru. TOMA, ateşe değil, direnişçilere su sıkıyor.
23:00 dolayları – Harbiye’ye doğru ardı arkası görünmeyen insan seli. Barikatlar yakılıyor, yıkılıyor; insan seli dalgalanarak beşer adım, onar adım geriye çekiliyor, yavaş yavaş. Yeni barikatlar el çabukluğu marifet kuruluyor, üstlerine ateş topları yağıyor. Elmadağ tarafından, “Diren Taksim, Sarıgazi seninle!” sloganlarıyla yaklaşan kalabalık da gaz bombalarından nasibini alıyor. Gazi’den kalabalıkların Taksim’e ulaşmak üzere yola çıktıkları, TEM otoyolunu trafiğe kapattıkları, Beşiktaş-Fulya’nın tencere – tava sesleriyle çınladığı, Kadıköy’de toplanan öte yakalıların yürüyüşe geçtiği  haberleri geliyor. Park’ın sağına soluna ses bombaları düşer ve bazı direnişçiler beş altı metre aralıkla yerleştirilmiş kovaların içinde gaz bombalarından bazılarını yakalayıp boğarken, Park’ın tam ortasındaki havuzlu meydana peş peşe iki gaz bombası düşerken, Vali’nin boşaltılan, Büyükşehir Belediyesi araçlarınca temizlenen ve karartılan meydanda “Gezi Parkı’na müdahale olmayacak” beyanında bulunduğu iletiliyor. Yalanlar arşa kadar yükseliyor. Sabır, inat, inanç ve umut da.
01:00 dolayları – En çok on yaşlarında bir Kürt çocuk, kollarını heybetli ve sitemkâr bir ağaç gibi gökyüzüne doğru kaldırmış; TOMAnın en çok on metre ötesinde, en az on kişi barikatların ardından bağırıyoruz korkuyla, “Oğlum, gel buraya!” diye; çocuk, özgürlük şarkılarından işitmiyor çağrımızı. Tam üzerine tazyikli su püskürtülüyor, sitemkâr ve özgür ağaç, şöyle bir sağa doğru yatıp yeniden doğruluyor. İki gün sonra Eda’dan, taş atanların, sokak çocukları oldukları ve iki haftadır gezide çıkan yemekler sayesinde karınlarını doyurdukları için bir yandan da minnet duygusuyla direnişe katıldıklarını; Filiz’den “Hep burada kalsanız biz de yalnız kalmasak.” dediklerini öğreneceğim. Anneme anlatacağım bu hikâyeyi, annem ağlayacak.
Görsel
03:00 dolayları – Polis, Taksim, İstiklâl Caddesi, Cihangir, Talimhane, Tarlabaşı, Harbiye, Şişli ve Gümüşsuyu’nda tam on yedi saattir saldırıyor; eylemciler tam yirmi bir saattir direniyor. Alkış, ıslık, “yuh” sesleri birbirine karışıyor. Ellilerinde bir kadın acil müdahale masasından aldığı çözeltiyi Yekbin’in yüzüne püskürtüyor. Yekbin, bir astımlı gibi çırpınarak dakikalarca sandalyenin üzerinde titriyor titriyor. Ne zaman ki kendine geliyor, kadın, “Ah güzel kızlarım benim,” diyor, “güzel kızlarım, sizinle gurur duyuyorum.” Belki bir otuz saniye, belki yıllar boyunca bakışıp duruyoruz öylece, susup.
14 Haziran 2013
15:20 – Dayanışma’dan açıklama geldi: “Dün gece Başbakanla yapılan görüşmenin ardından yedi eş zamanlı forumla sürece dair konular birlikte tartışılıp değerlendirilecektir. … Bunu görmezden gelip açıklama yapmaya yetkimiz olduğunu düşünmemekteyiz.” Gündüz geceye, gece sabaha, sabah öğleye teğellenecek sonra. Biliyorum: Bazı şeyler vardır, içinden geçtiği kapıları geri dönülmezcesine kapatır. Dediği gibi şairin, bir tel kopmuş ve ahenk ebediyen kesilmiştir. Biliyorum, durmak, böyle zamanlarda, aslolarak gerilemektir.
 
15 Haziran 2013
12:00 –Beklenen açıklama geliyor: “Direnişimizin 18. gününde, 15 Haziran Cumartesi günü, içindeki tüm canlılar ile beraber parkımız ve kentimiz, ağaçlarımız, yaşam alanlarımız, özel yaşamımız, özgürlüklerimiz ve geleceğimiz için Taksim Dayanışması olarak nöbete devam ediyoruz. Taleplerimizin takipçisi olmaya devam edeceğiz. Bu direniş, Taksim Dayanışmasının kolektif iradesinin yansıması ve bütünlüklü bir mücadelenin ortak bayrağı olacaktır. Bugünden itibaren tüm yurda ve hatta dünyaya yayılan mücadelemizden gelen dinamizmle ve gücümüzle ülkemizde yaşanan her türlü haksızlığa ve mağduriyete karşı direnişi devam ettireceğiz. Şu anda 18 gün öncesine oranla çok daha güçlü, örgütlü ve umutluyuz.
Bu Daha Başlangıç, Mücadeleye Devam!”
Sevgiliyi dönüp dönmeyeceği meçhul, bilinmedik bir yola uğurlar gibi… Vazgeçmiş gitmekten!.. Türküler söylüyoruz. Ethem Sarısülük’ün annesi feryat ederken, binlerce insan evinin önünde toplanıp “Ağlama anne, evlatların burada!” diye haykırmış Ankara’da. San Francisco’da Atlantik ötesi kardeşlerimiz Hayes Valley Farm’ı işgal edip ya da özgürleştirip “Gezi Bahçesi” yapmışlar. AKP’li bir vekil, “defol”mamızı buyurmuş Gezi Parkı’ndan. Hangi birinden?.. Kopenhag’da anarşistler  Sydney Üniversitesi’ndeki greve destek vermek için Avustralya elçiliğinin duvarlarını “yeniden dekore” etmişler. Aşırı Başbakan “aşırı sendikacı”  demiş kadın temsilcimize. Ethem’in beyninden kurşun çıkmış otopside. “Omurganı dik tut, eğilme, tek yol pilates!” yazıyor pankartlardan birinde. Pilates’ten mahrum Yiğit Bulut, telekineziyle aşırı başbakanı öldürmeye çalıştığımızı iddia etmiş. Atina’da güne işlerine son verilmiş olduğu haberiyle uyanan iki bin yedi yüz medya işçisi çalıştıkları radyo ve TV istasyonlarını işgal ederek ya da özgürleştirerek yayına başlamışlar. “Park’ta bugünkü ihtiyaç listesi ne?” diye soruyor Zelal, “Herkes.. Hepimiz!” diye yanıtlıyor arkadaşı.
Her şey seninle güzel 
Duyduğum bu ses bile
Yalnız içtiğim su değil
Aldığım nefes bile
Her şey seninle güzel
Bu yağmur, bu kar bile
Yüzümdeki gözyaşının izleri
onlar bile…
 
[1] Her Şey Seninle Güzel, Söz: Çiğdem Talu  – Beste : Melih Kibar
[2] Türk Psikologlar Derneği, Ankara Travma Birimi, Gezi Olaylarının Olası Psikolojik Etkileri ve Başa Çıkma Yolları.http://www.psikolog.org.tr/index.php?Detail=865 t. Temmuz 2013
[3] Aziz Çelik, “Taksim’de 1 Mayıs 1977 Provası”, T24, 12 Haziran 2013

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s