“BEN EYLÜL, SEN HAZİRAN!”

Görsel
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ın G20 zirvesi sonrasında düzenlediği basın toplantısında “Halkını öldüren, bombalayan bir insandan zalimi mi olur?!” dediği günün gecesindeyiz. Riyakâr günlerdeyiz. Çoktan. Roboski katliamıyla ilgili olarak soruşturulan -sivil ya da asker- tek bir kamu görevlisi yok henüz; iki yıla dayanmasına az kaldı. ABD’nin Adana ve dahi Lübnan’dan diplomatlarıyla ailelerini geri çektiği günün gecesindeyiz. Başbakan’ın G20’den İstanbul’un 2020 kaderinin belli olacağı Arjantin’e uçtuğu günün gecesindeyiz.

Görsel
ODTÜ ormanında, gelen haberlere göre, polisin direnişçilere attığı gaz kapsülleri saat 23:56 itibariyle beş ağacı yakmış durumda. Kesemedikleri ağaçları yakıyorlar. Onlar yakıyor, direnişçiler söndürüyor. Haziran ayı boyunca müteaddit defalar olduğu gibi.

“Eylül’de Gel sendromu”, diyebilirim ki, hem derininden sığına iktidar hem de çapulcular için yeni bir huzursuzluk değil; Haziran’ın ikinci yarısından bu yana -en az- iki cenahça da öngörülüyor ve yaz boyunca dip akıntı durmadı; park forumlarından rengârenk merdivenlere ve duvar yazılarına, adalet yürüyüşçülerinden Kazova tekstil işçilerinin öz-üretim / öz-yönetime geçişlerine kadar. Ne var ki, 31 Mayıs 2013 kalkışmasıyla 6 Eylül 2013 kalkışması arasında dramatik bir fark var: Birincisi tamamen öngörülemezken, ikincisi “biraz daha üstüme gelirsen, bak ne oluyor!” diye bağıra bağıra geldi. Ve ODTÜ’nün üstüne üstüne geldiler: Hem de bir Cuma sabahı 1. dereceden SİT alanına, gecesine de ODTÜ A4 kapısına dayandılar. Olacaklar belliydi: 100. Yıl Mahallesi, derken Taksim, derken Alsancak… Cenevre anlaşmasına göre kimyasal silah statüsünde olan biber gazı yine çok yoğun bir biçimde kullanılıyor.

Görsel
İktidarın / iktidarların derin hesaplar repertuvarından anlamam. Lâkin bu zamanlamayla ve bu “kör kör parmağım gözüne”yle muradları “dışarıda hareket serbestisi kazanmak” ise, yine fena yanılıyorlar derim: Bu ülkede anti-militarizmin ve barış hareketlerinin taşıyıcıları ve savaş ekonomilerinin birincil muzdaripleri zaten Gezi’de olanlardı, zaten ODTÜ’de olanlar. Ağaçlarımızdan, ormanlarımızdan, parklarımızdan, onurlarımızdan, hayattan, hayatı ve hayat alanlarımızı korumak gayesinden başkaca sarılacak bir şeyimiz yok bizim şu dünyada. Bunların baki kalacağını biliyoruz üstelik; fani olan bu şedit, militer, baskıcı ve ‘büyümeci’ siyaset! Üstelik, birden fazla alanda (hani nasıl derler; hem içeride hem dışarıda!) mücadele etmeye çok alışkınız. İncirlik’te üs istemeyenler, bugün ODTÜ’de o yasa-dışı otobana karşı direnenler. 7 Eylül itibariyle Olimpiyat komitesi İstanbul’da karar kılarsa, kitlesel yerinden etmeler, korkunç hacimde bir sermayenin toprağa gömülmesi ve kent-kırımın, doğa-kırımın sınırına dayanması karşısında duracak olanlar da. Belki, bu unutuluyor. Bu artık, “nasıl bir hayat?”tan öte “hayat mı ölüm mü?” mücadelesi; adını koyalım -bunun adını koyabileceğimiz unutuluyor.

Görsel

      Haziran’da Turgut Uyar dolanmıştı dillere… “Ve bizim bir haziranımız…” diyen. Eylül’ün şiiri Ümit Yaşar Oğuzcan’dan gelsin o zaman ve sokakların şiiri yazılmaya devam etsin!

BEN EYLÜL, SEN HAZİRAN!

Bir eylüldü başlayan içimde
Ağaçlar dökmüştü yapraklarını
Çimenler sararmıştı
Rengi solmuştu tüm çiçeklerin
Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
Katar gidiyordu kuşlar uzaklara
Deli deli esiyordu rüzgar
Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa
Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar

Neydi o bir zamanlar
Sevmişliğim, sevilmişliğim
O heyheyler, o delişmenlikler neydi
Ne bu kadere boyun eğmişliğim
Ne bu acıdan korlaşan yürek
Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım
Önümdeki diz boyu karanlıklar da ne
Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım

Beni kötü yakaladın haziran
Gamlı, yıkık eylül sonuma
Bir ilk yaz tazeliği getirdin
Masmavi göğünle
Cana can katan güneşinle
Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
Çiçekler açtı dokunduğun
Çimler büyüdü yürüdüğün
Ve güller katmer oldu güldüğün yerde

Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
Oldurduğun yemişlerin ağırlığından
Dallarım yere değiyor
Güneşi batmadan saçlarının
Bir dolunay doğuyor bakışlarından
Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma
Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık
Başım dönüyor, of başım dönüyor yaşamaktan
Ölebilirim artık

Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
Baksana; parmak uçlarım ateş
Lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden
Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
Benimle meydan oku her çaresizliğe
Benimle uyu, benimle uyan
Birlikte varalım on üçüncü aylara
Görsel

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s