Gecekondu Gezegeni

Serkan Erincik

1946 Kaliforniya doğumlu Mike Davis, gençliğinde kasaplık, kamyon şoförlüğü gibi bir dizi iş yapmış, Irk Eşitliği Kongresi ve Demokratik Toplum için Öğrenci Birliği gibi örgütlerde siyaseten aktif olmuş bir kent teorisyeni ve tarihçi.    mike davis

Gecekondu Gezegeni (Planet of Slums) ilk olarak 2004 yılında aynı başlıkla New Left Review’da yayınlanır. Davis, bu makalesinde aslolarak UN-HABITAT’ın 2003 tarihli, gecekondu ve benzeri yerleşimleri (slum) ele alan raporundan etkilenmiştir.[1] 2006 yılında post-modern zamanlarda gecekondu ve kentsel yoksulluğun kökeniyle sosyo-ekonomik, siyasi ve ekolojik sonuçlarını değerlendirdiği kitabını yayınlar. Kitabın yayınlanmasını müteakip kendisiyle yapılan bir söyleşide, makaleyi ve ardından kitabı yazma nedenini ifade eder: Bahsi geçen BM raporu neredeyse hiçbir ses getirmemiştir; oysa bu rapor “küresel ölçekte kentsel yoksulluğun ele alındığı ilk ciddi çalışma ve BM araştırmacıları bize 30 yıllık yapısal uyum, borçlandırma ve özelleştirmenin verdiği hasarın kapsamlı bir muhasebesini sunuyorlar.”[2]

Gecekondu Gezegeni ile “az gelişmiş” ve “gelişmekte olan” ülkelerin kentsel bölgelerinde milyonlarca insanın yaşamakta olduğu gecekondu mahallelerinin tarihi ve bugünü gözler önüne seriliyor. Yoksulların, Latin Amerika, Güney Asya ve Afrika’nın mega kentlerinde verdiği hayat mücadelesinin yanı sıra Uluslararası finans kuruluşlarının baskısı altındaki devletlerin, binlerce yoksulu mahallerinden zorla tahliye ederken boşalttıkları yerlerin orta sınıfın yerleşim alanlarına dönüşme süreci hikâye ediliyor.

Konut ihtiyacı olan düşük gelirli insanların, kamuya ya da özel mülkiyete ait olan boş arazilerde, kendi imkânlarıyla yaptıkları derme çatma evleri gecekondu olarak tanımlayabiliriz. Asya, Güney Amerika ve Afrika’da insanların iş bulmak amacıyla kırsal alanlardan kentlere göçü, kentlerin nüfusunun beklenmedik biçimde artmasına sebep oldu. Başlangıçta barınma ihtiyacının giderilmesi amacıyla dört duvar – bir çatı olarak inşa edilen gecekondu, zamanla imkân ve ihtiyaca göre geliştirildi.

gecekondu-gezegeni2013053113410519.Yüzyılın klasik “gecekondu” (slum) anlayışına baktığımızda; küçük bir alana sıkışmış, aşırı kalabalık, hastalık ve yoksullukla harmanlanmış, ahlak düşüklüğüyle damgalanmış viran evlerin oluşturduğu “berbat batakhaneler”e referansta bulunuluyordu.  O dönemki çerçeveye bakıldığında, meselenin ahlaki boyutu belirleyiciydi: Gecekondular isyankâr, yola gelmez, ahlaksız kişilerin oluşturduğu karanlık bölgeler olarak yargılandı. Bugün de gecekondulaşma; değeri düşük kent arazileri, nehir kenarları, tepeler, terk edilmiş kirli araziler gibi tehlikeli ve yerleşime hiç müsait olmayan yerlerde büyümeye devam eder.

Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre; az gelişmiş ülkelerde resmi konut piyasası, yeni konut stokunun ancak %20’si civarını karşılamaktadır. Bu nedenle insanlar gecekondu inşa etmekte, enformel olarak kiralanan evlere yerleşmekte, arazi ve sokakları “gasp” etmektedirler. Yani yoksul kesimlerin konut ihtiyacı, kayıt-dışı yöntemler ya da yasadışı arazi piyasasınca karşılamaktadır. Gecekondu sakinleri gelişmiş ülkelerin kent nüfusunun sadece %6’sını oluştururken, bu oran az gelişmiş ülkelerde %78,2 gibi bir orana tekabül eder. BM 2003 Habitat vaka çalışmalarına göre bu oran Türkiye’de % 42,6’dır. Yeryüzünde nüfusu birkaç yüz ile bir milyonun üzerinde olan 200.000’den fazla gecekondu bölgesinin olduğu tahmin edilmektedir. 2005 yılı rakamlarına bakıldığında, dünyanın en büyük 30 mega gecekondu mahallesi sıralamasında Ankara Altındağ, 500 bin’lik nüfusuyla yer ediniyor.

İngiliz mimar John Turner, konutu bir fiil yapısı olarak görür: Yoksul kentliler konut maliyeti, zilyetlik güvencesi, barınma kalitesi, iş güzergâhı ya da güvenlik gibi etmenler arasında denge kurmaya çalışır. İş piyasasına ulaşım için merkezi yerleri seçebilir. Ya da barınma sorununu kamuya ait arazi üzerinde gecekondu inşa ederek ucuz yoldan halledebilir. Fakat bunun fırsat maliyeti de kamu hizmetlerinden mahrum kalmak ya da sağlıksız koşullarda yaşamak olacaktır.

Kent merkezlerinde gecekondular haricinde de enformel “barınma seçenekleri” bulunur. Örneğin güney Asya ülkelerinde nüfus yoğunluğunu da göz önüne aldığımızda, bina teraslarına yapılmış ek katlarda veya havalandırma boşluklarına yapılmış doldurmalarda insanların yaşadığı görülür. Barınma seçenekleri arasında sokaklar da vardır. Gecekondu bölgelerinden tahliye edilenler, göçmenler, sığınmacılar, şehirde yaşamanın maliyetini kaldıramayan dezavantajlı gruplar gibi çoğu “kaldırım sakini” parkları, yol kenarlarını kendilerine mesken edinmek zorunda kalırlar.

Dünyadaki yoksul kentlilerin çoğunluğu artık kent merkezlerinde değil de kentlerin çevrelerindeki gecekondu mahallelerinde oturuyor. Örneğin İstanbul’daki gecekondu bölgelerinin organik olarak kümeleştiğini görebiliriz. Yeni gecekondu bölgeleri şehrin çevresini oluşturacak şekilde dizisel bir noktada gelişiyor. Yani bugünün kent hududunu oluşturan çayırlar, ormanlar vb., zamanla yoğun nüfuslu bir metropolün merkezinin bir parçası haline gelebilir.

Gecekonduculuk, satılık veya tapulu olmayan bir araziyi sahiplenmek anlamına gelir. Kent çevresindeki bedelsiz arazilerin yoksul kesime sunulduğu görünmez bir konut politikasıdır. Aslında bu araç da bedelsiz değildir. Gecekonducular arazilerden yer kapabilmek için politikacılara (oy karşılığı) ve arazi baronlarına “rüşvet” verebilir. Şehirden uzakta kamu hizmetlerinden mahrum kalma da çabası! Bir düşündüğümüzde tapusuz bir arazi elde etmek, arsa almaktan daha ucuz olmayacaktır! Fakat yoksul halk için gecekondunun en çekici tarafı, “ileride geliştirilme ve mülkiyet hakkının tanınması” imkânına sahip olmasıdır.

90’lı yılların Türkiye’sinde olduğu gibi gecekonduculuk bazen gazete manşetlerine taşınan siyasi bir dram haline gelebilir. “Kamu ya da arazi sahiplerin arsalarını işgal eden gecekonduculuk” anlayışı, çoğu zaman devletin baskı aygıtına karşı verilen uzun süreli bir irade ve dayanıklılık sınavına dönüşür. Bir gecekondunun gece inşa edilip yerel yönetimlerce tekrar yıkılması bu mücadelenin bir parçasıdır. Ülkemizde de kenar mahallere verilen bu isim, gündüz yıkılan yapıların gece tekrar yapılması nedeniyle kendine alan bulur. “Sıradan insanların sessiz istilası” diye tanımlanan gecekondulaşmanın, az gelişmiş ülkelerin deneyimlediği sık seçimler, darbeler, doğal afetler gibi arazi işgallerine uygun fırsat anlarıyla eş zamanlı geliştiği görülmektedir.

Gelişmekte olan ülkelerdeki “korsan kentleşme” konut sisteminin bir başka sorun ağını temsil eder. Gecekondulaşmanın aksine arsalar yasal yollarla el değiştirir. Fakat yasa dışı olan parsellerdir. Görünmez bir emlâk piyasasında işlem gören bu sistemde bölgeler, asgari düzeyin altında hizmet alır. Altyapı ilkeldir. İstanbul’un kenar ilçelerindeki çarpık yapılaşma alanları korsan kentleşme sonucunda ortaya çıkmıştır. Ülkemizdeki çarpık emlâk sistemi örneğinde olduğu gibi, siyasi iktidar iltimasına sahip müteahhitler, emlâk patronları, kent çevrelerindeki gecekondu mahallelerinin ticarileştirilmesinin başlıca aktörleri olmuşlardır. Siyasi güç sahipleri ya da arazi baronları ile bağlantılı girişimciler, kamu arazilerini denetimleri altına almaya, yoksul halka arazi satmaya başlamışlardır.

Gecekondu bölgelerinde evini kiraya vermek, yoksul kentlilerin enformel gayrimenkullerini paraya çevirmelerinin temel yolu olmuştur. Çoğunlukla kendilerinden daha yoksul insanlarla bir sömürü ilişkisi içerisinde gerçekleşir bu. Kiracılar gecekondu sakinleri içinde en görünmez ve en güçsüz olanıdır. Yeniden düzenleme, mülkiyet durumlarında tazminat ya da hak sahipliği alamazlar. Gecekondu kiracıları, çoğu durumda, örgütler kurup anlaşma yapacak kadar ya da hak arayışına girecek kadar baskı grubu oluşturmaktan aciz durumdadırlar.

Kent merkezinin suç ve güvensizlik ortamından kaçan orta sınıfın konut ihtiyacı için, Latin Amerika’nın gecekondu kentlerinin uç bölgelerinde duvarlarla çevrili banliyölere rastlamak mümkün. 28.10.2015 tarihinde TRT Haber’ de yayınlan Günlük adlı programda, Peru’nun başkenti Lima’da zenginle fakiri ayıran utanç duvarının tepkilere neden olduğu yönünde hazırlanan haber çarpıcı bir örnek. Yine benzer bir “utanç duvarı” Ankara’nın Çankaya ilçesinde yükseliyor: 28.08.2014 tarihli anadolugazete internet sitesindeki haberde, bir inşaat firmasınca yapılan sitede toprak sahiplerine verilen binalarla, satışı yapılan binalar arasında koca bir duvarın yükseldiğinden bahsediliyor. Orta sınıfın güvenlik endişesi ve sterillik arzusu, böylece, yoksul gecekondu halkının nasıl bir sosyal dışlanmaya maruz kaldığını gözler önüne seriyor. peruduvar

19.Yüzyılda kırsal alandaki yoksulların kentlere kitleler halinde göçü, kentin fiziksel surlarının yerine geçen ekonomik ve siyasi surlarca engellenmiştir. Ne yazık ki 19. Yüzyılda olduğu gibi günümüzde de ironik bir şekilde insanlar kentlilik unvanında mahrum bırakılıyor! Bu kez yeniden fiziksel surlarla…

1960’lı yıllarla birlikte tarımda modernleşme, ithal ikameci imalat ve öncesinde Marshall yardımı Türkiye’de kırdan kente doğru hızlı bir göç dalgası yarattı. Siyasi otoriteye paralel olarak da devlet, toplu konut yapmaya hazır değildi. Bunun yerine, halktan destek elde etmek ve siyasi gücünü sağlamlaştırmak amacıyla popülist politikalara başvuran devlet, İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerin dış bölgelerine gecekondu yapan halk ile zımni şekilde “suç ortaklığı” yapar. Toprağın bu şekilde enformel biçimde mülk edinilmesi az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerdeki siyasi ve bürokratik faydacı yozlaşmayı da gözler önüne sergiliyor.

Gecekondu mahallerinin tahliyesini planlayan kuruluşlar çok katlı ucuz daireleri insanlar için iyi bir alternatif olarak görüyorlar. Gecekondu mahallerinden tasfiyeyle birlikte geçimlik üretim araçları imkânlarının azalacağı tahmin edilebilir. İnsanların tasfiyeye karşı direnci ve kendi mahallerinde kalma isteği bundan kaynaklanıyor.

Üçüncü dünya kentlerinde yoksul halk, yetkilileri kenti “temizleme”ye sevk eden konferans, resmi ziyaret, spor müsabakaları gibi uluslararası olaylardan korkar.  Njerya’ da Kraliçe Elizabeth’in ziyareti sırasında, havaalanı yolundaki yoksul gecekondu bölgesini görmemesi için yol etrafına çitlerin çekilmesi ile Türkiye’ye yabancı liderlerin ziyareti sırasında havaalanından şehre giderken, Keçiören ve Altındağ’daki gecekondu bölgelerinin görülmemesi amacıyla Cumhurbaşkanı Gül’ün makam aracı perdelerini çektirmesi ve misafirini sohbete tutması aynı “güzelleştirme ve seçkin gözlerden uzak tutma” çabasının iki örneğini teşkil ediyor. Aynı şekilde Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin havaalanı yolundaki başına buyruk yapıların dış cephelerini makyajlama çalışmaları da “görüntüyü ıslah etme”nin ayrı bir boyutu! Gecekondu güzelleştirme uygulamaları, bazen düzen ve ilerleme imajını inşa etmek amacıyla yapıldı. Binlerce insan yaşadıkları bölgelerden sürüldü. Bazen de gecekonduların, 1970 Arjantin Askeri cunta döneminde olduğu gibi, isyan bastırma stratejileri ile yok edilmesi gündeme geldi. Gecekonduların temizlenmesi suçla mücadelenin vazgeçilmez aracı olarak görüldü. Ayrıca devlet nezaretinin dışında olduğu için, sık sık tehdit olarak algılandı.

Gelişmekte olan ülkelerde güvenlik ve toplumsal yalıtılmışlık arayışı korku mimarisinin gelişmesine etki ediyor. Müteahhit şirketler insanlara yüzme havuzlarına, dışarıya kapalı kulüpler ve özel güvenliğe, kendi kendine yetecek altyapı ve sosyal imkânlara sahip olan, demir kapılardan, yol barikatlarından ve kontrol noktalarından oluşan, yüksek koruma duvarlı konutlar vaat ediyor.  Bu tür korunaklı konutların sahiplerini ortaklaştıran, hayatlarına, kendilerinden birine ve mülklerine zarar geleceği endişesi! Konut reklamlarındaki “tam güvenlik” mesajlarıyla insanlara bu endişe duygusu yerleştiriliyor. Zamanla kent çevrelerinde, gecekondu bölgelerine yakın yerlerde tam güvenlikli kaleler inşa ediliyor. Yangın, deprem, sel gibi afetler karşısında afet sigorta programları, evlerin onarımı ya da inşası için mülk sahiplerine garanti veriyor. Fakat yanı başındaki gecekondu bölgelerindeki evler afet sigortası kapsamında değerlendirilemiyor ve dahası bayındırlık hizmetleri kapsamına dahil edilmiyor. Ülkemizde de Doğal Afet Sigortası (DASK)’na bakıldığı zaman sigorta kapsamına alınması için evin proje görmüş, özel mülkiyete ait ve tapuya kayıtlı olması gerekiyor. Bu şartlar dahilinde ne yazık ki çoğunlukla afet risklerine açık bölgeler olan gecekondu bölgeleri doğal afet sigortası kapsamında değerlendirilmiyor.

Gecekondu bölgelerinde genelde kendi üretim sistemlerine sahip, işportacılık, ekip biçme, küçük zanaat işleri gibi emek yoğun çalışan insanların emek arzı da sınırsız. Yine de kayıt-dışı sektör nedeniyle bireylerin gelirleri sürekli düşer ve yoksulluk bir döngü halinde devam eder, olağan hale gelir.

Mike Davis’in Türkçe’deki bütün kitapları için : http://www.kitapyurdu.com/yazar/mike-davis/39311.html

İngilizce bütün kitapları için : http://www.amazon.com/Mike-Davis/e/B000APEG3M

[1] Rapora şu bağlantıdan erişilebilir:

http://www.aq.upm.es/habitabilidadbasica/docs/recursos/monografias/the_challenge_of_slums-(2003).pdf

[2] Söyleşi şurada: http://socialistworker.org/2006-1/588/588_06_MikeDavis.shtml

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s