Belediye Kadınlara da Hizmet Eder: Kadın Dostu Belediye Hizmetleri – Neden, Nasıl? (2006)

Cinsler arası eşitlik politikaları söz konusu olduğunda ağırlıklı olarak tartışılan konular; kadınların yasalar karşısında eşitsizliği, parlamentodaki düşük temsil oranları, yönetime, eğitime, iş gücüne ve toplumsal yaşama düşük katılımlarıdır. Bütün bunların kadınların gündelik yaşam sorunlarıyla ne denli ilişkili olduğu çoğu zaman görülemez. Hem bu sorunlar kadar önemli, hem de bu sorunların büyük ölçüde belirleyicisi olan güçlük ve engellerin kentlerde, kasabalarda, beldelerde, mahallelerde sessiz sedasız yaşanmakta olduğu gerçeği genellikle ikinci planda kalır.

Yerel düzeyde kadınların yaşadıkları sorunlar, güçlükler, kısıtlılıkların yerel yönetimlerin politikalarıyla da bağlantılı olduğu gerçeği, yakın zamanlara gelene değin, dünyada ve Türkiye’de kadın hareketlerinin de gündemi dışında kalmıştır. Bunun başlıca nedeni, kuşkusuz, seçme-seçilme, eğitim, çalışma, medeni haklar gibi temel yurttaşlık haklarının elde edilmesi mücadelesiyle ilgilidir ve bu süreç de kaçınılmaz olarak, yasama gücüne sahip olan merkezi parlamentolarda düğümlenmiştir. Bir başka deyişle, kadınların “eşit yurttaşlar” olmak için yürüttükleri mücadele, genel ya da merkezi siyaseti yerel siyasetin önüne geçirmiştir.

Hiç kuşku yok ki, genel yurttaşlık haklarının kazanılması, kadınların ülkenin ve dünyanın eşit bireyleri olarak kabul edilmelerini sağlamıştır. Bununla birlikte, hepimiz biliriz ve tecrübe ederiz ki, eşitlik, yalnızca soyut olarak ya da hukuksal kurallar çerçevesinde yaşama geçen bir değer değildir: Eşitlik somut olarak yaşanır
ya da yaşanmaz!

Yurttaşlık – Kenttaşlık: İkiz Kardeşler…

İşte bu somutluk arayışının peşinden gittiğimizde, insanların nerelerde ve nasıl yaşadıkları sorusuna varıyoruz! Çünkü, yurttaşlar yalnızca hukukun konusu değildir, yurttaşlar yalnızca nüfus sayımlarında birer rakam değildir, yurttaşlar yalnızca istatistiki veriler değildir: Yurttaşlar yaşarlar! Ve bir “yer”de yaşarlar! Nerelerde nasıl yaşadıkları da uzun, zorlu, bazen de kanlı mücadelelerle elde ettikleri haklarını hakkıyla kullanıp kullanamadıklarını belirleyici bir güce sahiptir!

Bu yüzdendir ki, yurttaşlıkla kenttaşlık (ya da daha iyi bildiğimiz bir ifadesiyle hemşehrilik) arasında köklü bir ilişki vardır. Ne denli köklü bir ilişki olduğunu “dil”in izini sürerek de görebiliriz: İnsan yerleşimlerinin tarihiyle uğraşanlar, kentin tarihini Eski Yunan’dan başlatıyorlar. Eski Yunan kentlerine Polis deniyordu. Ve yurttaşlar anlamına gelen, aynı zamanda “politika” sözcüğünün kökeni olan Polites de bu Polis’ten, yani kentten türetilmişti. İngilizce’deki Citizen sözcüğü, hem yurttaş hem kenttaş anlamına gelir ve yine kent demek olan City’den türemiştir. Çünkü siyaset, kentlerde doğmuştur. Uygarlık dediğimiz şey de… Yine dil’in izinden gidersek, medeniyet sözcüğü, Arapça’da kent anlamını taşıyan Medine’den gelir…

Peki ya kadınlar?… Kadınların yeri ne olagelmiştir Polis’te, City’de, Medine’de, Kent’te?.. Kadınlar medeniyetin neresinde olagelmiştir?

Rehber kitapçığı indirmek için tıklayınız

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s