Kim, Kiminle, Nerede?

Amargi Dergi, S. 11, 2009.

Cinsler arası ve cinsiyetler üzerinden inşa olunup sürdürülen, kuşkusuz yer yer de çatırdayan asimetrik ilişkilerin (yeniden)üretilme alanları olarak[1] makro düzeylere bakarız genellikle: Yüksek ekonomi, siyaset, kurumlar ve kültür; bunlar içinde istihdam oranları, karar verme mekanizmalarında temsil, aile, din, okur-yazarlık, dilin cinsiyetçiliği, vb. Bu tür kategorileştirmeler cinsiyete dayalı asimetrilerin genel resmini görmek adına çok önemli olmakla beraber, birincisi, adı üzerinde, “genel”leyicidir, özgüllükleri ve değişkenlikleri çoklukla ihmal eder. İkincisi, “anladık, kavradık, şimdi çözmek için politikalar saptayalım,” tezcanlılığına (yahut “merkez”in yönetme arzusunun tahrik olmasına) yol açar. Bir şeyi anlamakta yol almak, onun “yer”ini de görmeyi gerektirir oysa. Toplumsal cinsiyet ilişkilerinin değişkenliğinden bahsederken, hem zaman (tarihsel) hem yer üzerinden (mekânsal) değişkenlikten bahsetmiyor muyduk zaten?

Uzunca bir süre kadın hareketi, dünyanın başka yerlerinde de olduğu gibi, hak eksenli bir eşit yurttaşlık mücadelesi yürüttü, yürütüyor. Kazanımlar için merkezî devlete odaklanmak kaçınılmazdı bu süreçte. Hal böyle olunca, yurttaşların yalnızca hukukun konusu olmadığı, bir yer’de yaşadıkları ve yer’lerin değişken koşullarının da mevzu bahis hakların kullanımını[2] ne yönde etkileyebileceği, bir başka deyişle cinsiyetli yurttaşlığın mekânsal boyutu tartışma dışı kaldı çok yakın zamanlara gelene değin.[3]

Öte yandan, kadın hareketinin tarihsel “öncelik”leriyle de alâkalı olarak, belli sosyal refah hizmetlerini bir yana koyarsak, kurumsal yerel siyaset de (aslolarak yerel yönetimler) Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da 1980’lere, Türkiye’deyse 1990’ların ortalarına değin, kadın hareketinin getirdiği toplumsal ve politik değişimlere kapalı kaldı. Dolayısıyla, ancak son 15-20 yıldır kadınların yurttaşlığıyla yerel düzey, güçlenmesiyle yerel siyaset arasındaki ilişkilerin izini sürmeye çalışıyoruz. Türkiye’deki hakim yerel siyaset yapılanmasının hem kurumsal –formel- (temsil, katılım, hizmetler,…) hem de kurumsal olmayan –informel- (rant ilişkileri, yerel çıkar grupların çatışma ve uzlaşmaları…) bütün katmanlarında kadınların yokluğu veyahut ancak marjinal (18 kadın belediye başkanı) ya da gölge (Gülay Aslıtürk örneği) düzeyde varlığı, salt yerelliklerin toplumsal mekânı üzerinden cinsiyet asimetrisi yeniden üretildiği için değil, aynı zamanda basitçe, cinsiyete dayalı sınırları, engelleri, sorunları, adaletsizliği burnumuzun ucuna kadar dayadığı için önemli. Oturduğumuz evlerin tasarımından eriştiği beledî hizmetlerin niteliğine, spor yatırımlarıyla halı futbol sahalarının özdeş görülmesinden hava karardıktan sonra kapıldığımız can ve mal güvenliği telaşına, otomobilsiz bizlerin neden bu kadar çok yer altına ve üst geçitlere sürüldüğümüzden peki çamurun susuzluğun tozun toprağın düzensiz elektriğin kadınlar için ne anlama geldiğine, çocuk bakımının nasıl olup da “mahallî müşterek ihtiyaç” payesini elde edemediğinden yaz günü sereserpe ve raparahat İstanbul’un orta yerinde güneşlenen handiyse çıplak adamlarla yan yana mı “rekree” olacağıma (balık bile tutamazken), bir dolmuş parası “eve ekmek getiren adam”la “ev kadını” için aynı anlama mı gelirden kız çocukları acaba gerçekten cehaletten ya da bir nevî muhafazakârlıktan mı okula gönderilmiyor’a kadar…

Önümüzde yerel seçimler var: Aslında, birçok niteliğiyle, şimdiye kadarki yerel seçimlerin hemen hemen tamamı gibi, “yerel seçim”lik niteliği tartışmalı, çok büyük ölçüde merkez ve ulusal (hattâ uluslararası) siyasete dair “büyük” meseleler ve gündemler üzerinden yarışın devam edip nihayete ereceği bir sürece giriyoruz. Her şeyden önce, farklı yerleşimler, epeydir, kendine özgü programlara sahip olması ve bunun üzerinden adaylığın tartışılması gereken alanlar değil, “düşürülecek ya da alınacak kale”ler: Merkez siyasetin, anaakım parti siyasetinin “piyon”ları böylelikle bir yandan. Bu “yerel-körlüğü”, aslında bir “imkân” da sunuyor hem örgütlü kadın hareket(ler)i, hem muhtemel aday kadınlar, hem farklı farklı yerleşimlerin sakineleri olan kadınlar için: Yerel siyasî (kadın) programlarını oluşturmak ve böylelikle politikayı yaşam alanlarına, gündelik yaşamlarını etkileyen her bir somutluğa özgülleştirirken, doğal bir uzantısı olarak siyasetin yerelleştirilebileceğini, bir başka deyişle mevcut süreçte olmayanın olabileceğini göstermek. 2003 sonlarına doğru Ka-Der Ankara Yerel Siyaset Çalışma Grubu uzun bir çalışmanın sonunda Kadınların Yerel Seçim Bildirgesi’ni yayınlarken, böyle bir imkânı kullanıyordu.

Önümüzde yerel seçimler varken, ardımızda da hiçbir türlü tartışmadığımız koskoca bir “yeni yerel yönetimler mevzuatı”: “Hemşehrilik hukuku”yla (herkes ikamet ettiği beldenin hemşehrisidir. Hemşehrilerin, belediye karar ve hizmetlerine katılma, belediye faaliyetleri hakkında bilgilenme…) “yardım”ı (…ve belediye idaresinin yardımlarından yararlanma hakları vardır) yan yana düzenleyen söz gelimi… Kadınların yasal haklarına yönelik yerel hizmetleri, bir anlamda kamu hizmeti olmaktan çıkarıp gönüllülerin (bireysel ya da örgütlü) inisiyatifine bırakma tehlikesini taşıyan, bir yandan da “gönüllü” karşılıksız emek kullanımının mevcut cinsiyete dayalı emek yapılanmasında kadınlar için meşru, kabul edilebilir, istenir görüldüğü dikkate alındığında, kadın emeği sömürüsünü artırma potansiyeline sahip “yerel hizmetlere gönüllü katılım” önermesi mesela…

Son olarak, içinden geçtiğimiz ve sonuçlarını kimsenin kestiremediği “kapitalizmin yeni krizi”… Biliriz böyle dönemlerde neler olduğunu: Zaten “bakım”la sorumlu olanların yükü kat ve kat artar, en önce en kıyıdakiler evlerine döner, öncelikle “zaten özel alanda da görülebilecek” hizmetlerden el ayak çekilir, anılan mevzuatın göbeğine yerleşmiş “hizmetlerin yerine getirilmesinde öncelik sırası, belediyenin  / il özel idaresinin malî durumu ve hizmetin ivediliği dikkate alınır,” düzenlemesinde yalnızca ivedilikler skalası değil, artık malî durum da bellidir, zaten TOKİ başkanı krizden 2000 km. kıyıyı imara açmak yoluyla Türkiye’nin etkilenmeyeceği beyanlarında bulunmaktadır (bana rantını söyle, sana cinsiyetimi söyleyeyim)…

Birçok düzlemde böylesine kaotik bir dönemde kim, kiminle, özellikle de nerede ne yapıyor’a biraz daha yakından bakmakta, nasıl müdahil olabileceğimizi tartışmakta yarar var. Çıktığımız sokak’ı, geçtiğimiz cadde’yi, ikâmetgâh ilmuhaberi aldığımız muhtarlık kulübesini, köşedeki kermeste kadınların ne tür bir siyaset yaptığını es geçmemekte, kayıtlı olduğumuz ilçe belediyesinde neler döndüğünü, başımıza nereden taş düşebileceğini, karşımıza nereden ….

[1] “asimetri” ifadesini kullanmam; yumuşatmak ya da bir tür kültür feminizmi yapıp “alt”ta olanların bulunduğu “yer”i romantikleştirme, güzelleme, başüstü etme ya da nötrleştirmeye kapı aralamak maksadıyla değil: cinsiyet ilişkilerini analiz etmede el verilen eşitsizlik, farklılık, iktidar, tahakküm, baskı, ezme-ezilme, sömürü vb. kavramların tamamını içerebilme esnekliğinden.

[2] hattâ hak tanımının kendisini, “ihtiyaç”lara paralel olarak… Gecekondulu kadınları da Kürt kadınları da “entegre” ederek, biraz da her birine “özgüven” ve “donanım” kazandırarak çözülecekti yurttaşlık meselesi.

[3] Eşcinsel hareketin, daha geniş anlamda LGBTT hareketin, kadın hareketinin tarihinden farklı olarak, yurttaşlık mücadelesiyle yerel-mekânsal mücadeleyi bir arada yürütüyor olması, üzerine eğilmeye değer bir özellik (Pınar Selek, Maskeler, Süvariler, Gacılar’da bu ayırd ediciliğin anlaşılabilmesi için çok önemli bir adım atmıştı ve hâlâ alanında tek bu çalışma…) Bir yandan Anayasal talepler devam ederken, mekânsal dışlanmaya karşı (Alsancak, Eryaman, …) ve mekânlar edinip koruma (dernek, bar, vb.) mücadeleleri de paralellik gösteriyor. Kadınların bir “ev”i vardı ve mesele orada kalıp kalmayacakları, evden ne kadar uzaklaşıp peki şehrin kamusallığında ne kadar ve nasıl pay alacaklarıydı, ama sürekli eve dönmeleri şartıyla; mesele aslolarak, LGBTT’nin bir yandan yeniden gönderilebilecekleri “ev”lerinin olmaması, bir yandan o “son kale”yi de tehdit etmelerinde gibi geliyor bana.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s