“Yarın için Bugünden” Kampanyası Deneyimi

2005, 7-9 Kasım : (Yıldız Tokman ile birlikte) Yerel Politika ve Planlamayla Cinsler-Arası Eşitlik Bakış Açısının Bütünleştirilmesi: ‘Yarın için Bugünden Kampanyası’ Deneyimi, Planlamada Yeni Politika ve Stratejiler: Riskler ve Fırsatlar (8 Kasım Dünya Şehircilik Günü 29. Kolokyumu, İstanbul: İTÜ Mimarlık Fak.-ŞBP & TMMOB-ŞPO)

Özet

Türkiye’de egemen yerel politika ve planlama anlayışı, yerel yönetimlerin kurumsal yapıları da dahil olmak üzere, kadınların özgül-maddi yaşam koşullarını, bu koşullardan kaynaklanan özgül gereksinim ve sorunları sistematik olarak dışlayagelmiştir. Cinsiyet farklılıkları ve gereksinimlerine duyarlı hizmet, uygulama, planlama, katılım mekanizması oluşturma ve kadın örgütü – yerel yönetim işbirliği deneyimleri ise noktasal, kıyıda, süreklilik ve kurumsallaşmadan uzak kalmaktan kurtulamamıştır. Bu bildiri söz konusu dışlanma ve / ya da kıyıya itilme sorunsalının nedenlerini yerel temsil ve katılım boyutlarını da dikkate alarak irdelemekte, sorunsalın önemli bir belirleyenini Türkiye örgütlü kadın hareketinin yakın zamanlara kadar konuyu sistematik olarak gündemine almamış olması olarak saptamakta ve bu boşluğu doldurmak için kayda değer bir başlangıç potansiyeli gösteren bir kampanya programının (2003-2009) yapısı, kazanımları, etkinlikleri ve hedeflerini aktarmaktadır. “Yarın için Bugünden” adlı bu kampanyanın burada ele alınmaya değer görülmesinin temel bir nedeni de kadın-erkek eşitliğini sağlama ve kadınları güçlendirme yaklaşımlarında gelinen en son ve en gelişkin aşama olan “toplumsal cinsiyetin ana politikalara yerleştirilmesi” yaklaşımını yerel politika ve planlama süreçlerine aktarabilecek bir yöntem ve kapsama sahip olmasıdır.

Giriş: Yerel Politika ve Planlamada Cinsler-Arası Eşitlik Bakış Açısı

Son yıllarda gerek uluslararası yazında, gerekse kadın-erkek eşitliğini ve kadınların güçlendirilmesini öncelikli ve ertelenemez konulardan biri olarak ele alan AB mevzuat ve politikalarında, en çok kullanılan kavramlardan biri, “toplumsal cinsiyetin ana politikalara yerleştirilmesi”dir[1]. Bu kavramla kastedilen, ana politika alanlarıyla kurumsal yapıların toplumsal cinsiyet farklılıklarıyla gereksinimlerine duyarlı bir bakış açısından yeniden tasarlanmasıdır. Avrupa Komisyonu’nun konuyla ilgili bildirisinde (Com[96]67), “eşitliği geliştirmek yönündeki çabaların yalnızca özgül önlemlerin yaşama geçirilmesiyle sınırlı olarak değil, aynı zamanda bütün genel politikalarla önlemlerin özel olarak eşitliği sağlama amacına ulaşılması yönünde harekete geçirilmesi” biçiminde tanımlanır. Bu yaklaşım, toplumsal cinsiyet ve eşitlik boyutunun, bütün politika ve etkinliklerde; planlama, uygulama, izleme ve değerlendirme aşamalarında göz önünde bulundurulması gereğine işaret eder (ECDGE:5-6).

Bu bakış açısından yaklaşıldığında, “başka sorunlar”ı bünyesinde taşısa bile, yerel politika anlayışı, yerel yönetim etkinlikleri ve yerel planlama farklı cinsiyet gereksinimlerine seslenmek durumundadır. Bu yönde adım atmak için o “başka sorunların öncelikle çözümü”nü beklemek başlıbaşına ikincilleştirici, dolayısıyla eşitlik nosyonuna aykırıdır. Birçok sorunla yüklü olan, bir yandan da ciddi bir yapısal dönüşüm içinde bulunan yerel politika / planlama alanında toplumsal cinsiyet ilişkilerini ya da kadın-erkek eşitliğini sorgulamak kimilerince “lüks” addedilebilir. Popüler söylemde “‘kadın sorunları’na gelinceye kadar, öylesine temel sorun ve aksaklıklar var ki” biçiminde anlatımını bulan bu bakış açısı gerçekte, kadınları ikincilleştiren, cinsiyet eşitsizliği kaynaklı sorunları kıyısal gören bir yaklaşımın, bir başka deyişle erkek egemen zihniyetin uzantısından başka bir şey değildir.

Toplumsal cinsiyetin ana politikalara yerleştirilmesi, “olumlu ayrımcılık bakış açısı”nın bir adım ilerisi olarak görülebilir. Olumlu ayrımcılık ya da “fırsat eşitliği” uygulamaları, bir yandan eşitlik hedefinin farklılığı gören bir genişlemeye uğraması, bir yandan da ayrımcılığa uğramış toplumsal gruba kamusal destek ve öncelik tanıyan bir bakış açısına işaret eder (Sancar Üşür,1997:6-7). İşte bunun bir adım ötesinde, kadınların güçlendirilmesi politikaları açısından bu zamana değin olmayan bir kapsayıcılık söz konusudur. Olumlu ayrımcılık ile ana politikalara yerleştirme arasındaki ayrım, Mitchell ve Oakley’in (1984:17,20) işaret ettiği, harita yapımında “arazide dolaşmak” ile “çizim tahtasına geri dönmek” arasındaki ayrıma benzer. Bundan böyle, dünyayı, kadınları da içine alacak bir bakış açısından yeniden yorumlamak, kadınları “katmak” değil, bakış açısını “yeniden kurmak” söz konusudur.

Bu metinde de temel bakış açısı olarak, “güçlendirme”nin en geniş kapsamına işaret eden “toplumsal cinsiyetin ana politikalara yerleştirilmesi” benimsenmektedir. Bununla birlikte, kadın hareketi savaşımının kazanımları olarak farklı tarihsel dönemlerde ortaya çıkan farklı güçlendirme politikalarının (yasal eşitlik, olumlu ayrımcılık gibi), bir zamandizinini izleyen dönemlere işaret etmek ya da birbirinin almaşığı olmaktan çok, herbirinin kendi içindeki güçleri, riskleri ve sınırlılıklarıyla birbirinin tamamlayıcısı olduğu unutulmamalıdır.

Yerel Politika ve Planlama Kadınlar için Neden Önemli?

Yeryüzü deneyimine koşut olarak, Türkiye’de de, özellikle 1990’ların başlarından bu yana, kadın örgütlerinin yerel yönetimlerle birlikte çalışma, işbirliğine girme, yerel yönetimden istemlerde bulunma eğilimlerinde hızlı bir artış gözlenmektedir (Ecevit, 2001: 228) [2]. Yerel yönetimlerin merkezi yönetime kıyasla kadın gündemine daha açık olabileceği, kadınların yerel düzeydeki gereksinimleri ve gündelik yaşamlarıyla yerel yönetimlerin sundukları / sun(a)madıkları hizmetlerin çoğu durumda çakıştığının giderek daha çok ayırdına varılmaktadır (Ecevit, 1999; Eroğlu-Üstün ve Öztunalı-Kayır, 1999; Wedel, 1999: 25,40,81-98). Bu çakışmanın, kadınların ağırlıklı yaşam çevresiyle yakından ilişkisi vardır:

“Bugün kentlerde kadınların ait olduğu kamusal alan, ev dışı bir faaliyette bulunan kadınlar dışarıda bırakıldığında, genellikle evlerini çevreleyen mahalleler ve semtlerle sınırlı kalmaktadır. Kadınlar ailelerinin yeniden üretim döngüsünü daha çok bu alanlarda ulaşabildikleri hizmetlerin yardımıyla gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Yerel yönetimlerin ürettiği mal ve hizmetlerin çoğunun kullanıcısı ya doğrudan kadınlar olmaktadır veya bunlar kadınlar aracılığıyla ailelere sunulmaktadır. Böyle olduğunda yerel yönetimlerin sundukları ya da sunamadıkları hizmetler onlar için hayati önem taşımaktadır.” (Ecevit,2001:235)

Yerel düzeyde sunulması gereken birçok hizmetin yeterli nitelik ve uygun maliyette sunulmaması durumunda ortaya çıkan boşluk ağırlıklı olarak kadınlarca doldurulur ya da kadınların üstlenmek durumunda olduğu birtakım işleri yerine getirmeleri güçleşir. Örneğin, yaygın kamusal çocuk bakım hizmetinin sunulmadığı bir beldede bu toplumsal sorumluluk kadınlarca ve kadınlararası dayanışma ağları kanalıyla yerine getirilir. Ya da özellikle kırsal yerleşimlerde ve gecekondu alanlarında, düzenli kullanma ve içme suyu sağlanmaması durumunda suyu uzaktan taşıyıp kaynatanlar, çamaşırı yıkamak için su kaynağına götürüp getirenler, çöplerin sokaktan toplanmaması durumunda belli bir yere taşımak durumunda kalanlar ağırlıklı olarak kadınlar ve kız çocuklarıdır. Yine, yeterli altyapının ve kirlilik denetiminin olmadığı sağlıksız bir ortam kadınlar üzerindeki yükü en az iki katına çıkarır: Asfaltsız yollar yüzünden daha sık tozlanan evi daha sık süpürmek, daha çok çamurlu ayakkabı, pantalon yıkamak, çöplüklerden taşınan illetlerle uğraşmak, daha sık hasta bakmak durumunda kalmak, gürültüden uyanan bebeklerle başa çıkamamak, elektriğin çok sık ve uzun süreli kesilmesi nedeniyle teknik ev araçlarını kullanamamak, mahalle pazarının yokluğu durumunda alışveriş yükünün hem zaman hem mesafe anlamında birkaç katına çıkması, vb…

Mesele yalnızca yerel hizmet boşluğunun kadınlar üzerinde yarattığı karşılıksız ve ağır çalışma yükü değil, aynı zamanda belli hizmet alanları ve planlama tercihlerinin cinsiyet farklarını görüp görmediğidir de. Mahalleyi, ilçeyi, kenti, köyü, kısacası “ortak yaşam çevresi”ni kadınlarla erkekler aynı biçimde kullanmaz. Yaşam çevresinin sunduğu ekonomik ve toplumsal olanaklardan yararlanma fırsatları, dolayısıyla sorunları, gereksinimleri, beklentileri aynı değildir. Bu nedenle, “ortak yaşam çevresi”ne yönelik politika ya da politikasızlıklar kadınlarla erkekleri farklı biçimlerde etkiler. Mekansal düzenlemeler, aydınlatma donatısı ve ulaşıma ilişkin planlama ve kararların, kentsel güvenliğin kadınlar için daha farklı ve genellikle de daha fazla bir anlam taşıdığını hesaba katmaması ya da ev içinde şiddetin türlü biçimlerine maruz kalan kadınların yalnızca “özel alan kişileri” olarak değil, aynı zamanda “yurttaş” ve “kenttaş” olarak da zarar görmekte olduklarının unutulması gibi…

Örnekler çoğaltılabilir, fakat vurgulanmak istenen nokta, cinsiyet farklılıkları ve kadınların özgül gereksinimlerine duyarlı yerel politika ve planlama anlayışının, kadınlara yönelik düzenlemelerin “kıyıda” bırakılmayıp yerel yönetsel yapı ve uygulamalarının değişmez, kurumsallaşmış ve süreğen bir bileşeni durumuna gelmesiyle olanaklı olduğudur. Çünkü, cinsler karşısında yansız görünen politika kararları bile, kadınlarla erkekler üzerinde, böyle bir niyet ya da öngörü bulunmadığı durumlarda dahi, farklı ve eşitsizliği derinleştirici etkiler yaratabilir.

Yerel Temsil ve Katılım İlişkilerinde Cinsiyet Sorunsalı

Yerel yönetimlerde temsil, yerel politika ve planlama süreçlerine kenttaş katılımı  sorunsalı da gerçekte, belirtilen farklılık ve eşitsizlik gerçekliği temelinde düğümlenir. Yerel temsil mekanizması, beldeyi ilgilendiren kararlarda kenttaşların bir tür yetki devri anlamına geldiğine göre, yetkinin –tabloda görüldüğü üzere- sistematik olarak bir cinsten ötekine devredilmesi, nüfusun yarısının gereksinimleriyle sorunlarına karşı daha baştan bir körlük oluşması anlamına gelir.

Türkiye Yerel Yönetimlerinde Kadınların Temsil Düzeyi – 1999 ve 2004 Yerel Seçimleri-

  Kadın Sayısı Toplam Sayı Yüzde (%)
1999      
Belediye Başkanlıkları

20

3.216

0,6

İl Genel Meclisi Üyeleri

44

3.122

1,4

Belediye Meclisi Üyeleri

541

34.084

1,6

2004      
Belediye Başkanlıkları

18

3.234

0,6

İl Genel Meclisi Üyeleri

54

3.184

1,7

Belediye Meclisi Üyeleri

864

34.477

2,5

Kaynak: http://www.mahalli-idareler.gov.tr/Belediyeler/belediyeistatistik.htm, 08.06.2001;  İçişleri Bakanlığı 2004 Seçim Sonucu Listeleri

Türkiye yerel yönetimlerinde kadınların temsil oranlarının bu denli düşük olmasının, dahası bir “eksik temsil” den çok, Ş. Tekeli’den ödünç alınmış bir anlatımla (1991:117), “yokluk sendromu”na işaret etmesinin, tartışılması bu bildirinin sınırlarını aşacak denli çok ve karmaşık nedenleri vardır. İlginç olan, ülkelerin pek çoğunluğunda kadınlar yerel düzeyde ulusal / merkezi düzeye göre daha güçlü varlık gösterirken, Türkiye’de bu yaygın modelin tam tersinin geçerli olmasıdır. Nitekim kadınların temsil oranı, yine son derece düşük olan (%4,3) parlamenter temsilden de düşüktür[3]. Kadın örgütlerinin, yeryüzünde genel kabul görmüş düzenleme ve uygulamalara paralel olarak bu konudaki “olumlu ayrımcılık” talepleri ise, yıllardır gözardı edilmektedir[4].

Öte yandan, “eksik temsil” yapısından kaynaklanan temsil edilememe sorununun sonuçlarını bir ölçüde telafi edebilecek yerel katılım mekanizmaları, bugüne değin toplumsal-ekonomik anlamda güçlü çıkar çevreleri dışında, genel olarak kenttaşlar, özel olarak da kadınlar gibi dezavantajlı nüfus kesimleri için içerici olmaktan çok uzak kalmıştır. Yerel Gündem-21 uygulamalarının olumlu sonuçlar yaratabildiği bütün yerleşimlerde kadınların etkin katılımının önemli bir bileşen niteliğini kazanmış olması, 1999 ve 2004 yerel seçimlerinde kadınların yüksek oranlarda mahalle muhtarlığı seçimlerinde adaylıklarını koymaları, sınırlı sayıdaki kadın örgütü-yerel yönetim işbirliği örnekleri dışında, alanda önemli, yaygın ve “ana politikalara yerleşmiş” bir ilerleme kaydedildiği söylenemez.

Toplumsal cinsiyetin ana politikalara yerleştirilmesi anlamında yerel temsil organlarının sayısal anlamda cinsler-arası eşitlikçi  bir yapıya doğru evrilmesi ve / ya da yerel katılım mekanizmalarının güçlendirilmesi de gerçekte kendi başlarına yeterli değildir. Bunlardan başka, kadınlarca izlenebilir ve denetlenebilir yerel politik gündemlerin varlığı gereklidir. Çünkü hem kadın temsilcilerin meşruiyetleri, izlenebilirlikleri ve temsil edilenlerle aralarındaki bağ, başlı başına cinsiyetlerinden kaynaklanmayıp bu politik gündem üzerinden kurulacak hem de kadın katılımının içeriği bu gündem(ler) çerçevesinde politikleşebilecektir. Bu noktada, kadın hareketinin yerel düzeyde örgütlenme durumu ve etkililik derecesi ya da ulusal kadın örgütlerinin yerel düzeye yönelttikleri ilginin düzeyi büyük önem taşır. Ayrıca siyasal partilerden başlayarak, yerel yöneticilere değin yayılan bir alanda, kadın-erkek eşitliğini politik gündemin merkezi konuları arasına yerleştirecek ‘zihniyet değişikliğini amaçlayan önlemler’ öteki politikalarla birlikte uygulanmak durumundadır (Sancar-Üşür, 2000: 255-6).

Burada aktarılacak olan “Yarın için Bugünden” kampanyası deneyimi, hem Türkiye kadın hareketi tarihinde bir ilk niteliği taşıması hem de yerel politika ve planlama süreçleriyle ilgili olarak buraya değin aktarılan cinsiyet-yüklü eksiklik, boşluk ve engellerin hemen hemen tamamını dikkate almış olması, dolayısıyla alanda yapısal dönüşümler için bir hareketlilik yaratma potansiyelini taşıması açısından önemlidir.

“Büyük Meclisten Küçük Meclislere”…

Bu başlık, 3 Nisan 2003’te, yani 28 Mart 2004 seçimlerinden yaklaşık bir yıl önce Ka-Der (Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği) öncülüğünde Ankara’da düzenlenen bir yuvarlak masa toplantısının konu başlığıydı. Aşağıda aktaracağımız sürecin de başlangıcı olan toplantı, gerçekte, üzerinde durulması gereken belki de en önemli noktayı vurguluyor: Büyük ölçüde kadınların çok temel bazı sorunlarının ancak merkezi düzeyde gerçekleştirilecek makro politika düzeltimleriyle olanaklı olmasıyla da bağlantılı olarak, çok yakın zamanlara değin Türkiye kadın hareketi yerel düzeyi gözardı edegelmiştir. Nitekim 1997 yılında daha çok sayıda kadının etkin politikaya girmesini sağlamak amacıyla kurulan Ka-der’in[5] de öncelikli hedefi, yapılacak ilk genel seçimlerde kadın milletvekili oranını %10’a yükseltmekti; desteklenen adaylar arasında yerel politikaya yönelenler de bulunmakla birlikte, ulusal politika öncelikliydi. Öte yandan, toplumsal amaçlarla yerel düzeyde örgütlenen kadın kuruluşları da büyük ölçüde “siyaset dışı bir siyaseti” benimseyip etkinlik alanlarını yerel topluluğa hizmet ve yardımla sınırlı tutmaktaydılar (Bora, 2002: 111; Sancar-Üşür, 2000: 207). İşte, belirtilen toplantının ardından Ka-der Ankara Şubesi’nin, 2004 yerel seçimlerine yönelik olarak bir kampanya süreci başlatma kararı alıp bu amaçla Yerel Siyaset Çalışma Grubu’nu (YSÇG) oluşturması bu alanda farklı ve kapsamlı bir bakış açısını hem yerel politika alanıyla hem de kadın hareketiyle tanıştırdı.

YSÇG, başlangıçta, farklı alanlardan gelip farklı yetenek ve deneyimlere sahip olan altı feminist kadından oluşuyordu[6]. YSÇG, “Yerel Yönetimlerde Kadın Katılımı ve Temsili Kampanyası”nın yürütülmesinde merkezde bulunmakla birlikte, programın birçok ilişki ağı, örgüt, kuruluş ve kişinin işbirliği, desteği ve yardımı olmaksızın gerçekleştirilmesi kuşkusuz olanaksızdı. Ka-der genel merkezi (İstanbul) ve şubeleri, 2002 erken genel seçimlerinden önce oluşturulmuş Kadın Koalisyonu, Türk Kadınlar Birliği, birçok yerel kadın örgütü, girişimi, toplum merkezleri, Ankara-Çankaya ve İzmir  Büyükşehir Belediyesi gibi kimi belediyeler, kimi Yerel Gündem 21 sorumlu ve katılımcıları, Kadın Çalışmaları öğrencileri, Danimarka Büyükelçiliği, UNDP ve UNFPA bu işbirliği ve destek aktörlerinden yalnızca bazıları. Ve kuşkusuz, farklı alanlardan ve yerleşimlerden yüzlerce kadın ve onlarca erkek…

Yerel seçimlere değin olan dönem; örgütlü kadınları harekete geçirmek, kadın adayları desteklemek, başta kadın seçmenlerde olmak üzere kamuoyunda farkındalık yaratmak ve basın-yayının konuya ilgisini çekmek amaçlarına yoğunlaştı. Bu amaçlarla:

(1) Beş broşür ve iki rehber kitapçık (Alkan, 2003; Bora 2003) hazırlanıp yayınlandı. Broşürlerde; (i) kadınların gündelik yaşamlarıyla yerel yönetimler ve hizmetlerin aslında nasıl yakından ilişkili olduğu, kadınlarla erkeklerin aynı yerlerde ama farklı biçimlerde yaşadığı, farklı koşullarla çevrelenmiş oldukları için farklı sorun, gereksinim ve beklentilere sahip oldukları, (ii) bu bilgiyi, yani “kadınların bilgisi”ni yine ancak kadınların yerel yönetimler gündemine taşıyabileceği, bunun en az “teknik bilgi, donanım” ve geleneksel “siyaset bilgisi” kadar önemli olduğu, (iii) kadınlar olarak yerel yönetimlere / politikaya talip olmanın aynı zamanda “farklı bir politika tarzı” yaratmaya da talip olmak anlamına geldiği, (iv) kadınların çoğunluğunun başlıca yaşam alanı ev ve yakın çevresi olduğuna göre, bir yerel yönetim birimi olmamakla birlikte, mahalle muhtarlığı kurumunun “kadın siyaseti”nde önemli bir araç olma gizilgücünü taşıdığı ve (v) uluslararası karşılaştırmaya el veren veriler de kullanılarak, Türkiye’nin yerel yönetimlerde kadın temsili açısından sorunlu durumu vurgulanıyor ve kadınlar aday olmaya, kadın adayları izlemeye ve seçmeye çağrılıyordu.

(2) 27-9 Eylül 2003’te düzenlenen ve farklı örgütlerden 22 kadının katıldığı eğitici eğitiminin ardından, 6’sı siyasal partiler, 3’ü kadın örgütleri, 2’si sendikalar ve 12’si gecekondu yerleşimlerindeki toplum merkezlerinde olmak üzere Ekim 2003- Mart 2004 arasında toplam 23 eğitim programı düzenlendi.

(3) İlk kez olarak “Kadınların Yerel Seçim Bildirgesi” hazırlandı ve beş broşür ve iki kitapçıkla birlikte yurt çapında dağıtımı sağlandı.

(4) Antalya, Denizli, İzmir ve Ankara’da dört “yaygınlaştırma” toplantısı düzenlendi

(5) Yerel basından akademisyenlere, milletvekillerinden kadın belediye başkanlarına ve kadın örgütü temsilcilerinden gecekondularda yaşayan kadınlara değin çok geniş bir katılım zemininde örgütlenen iki değerlendirme toplantısı yapıldı.

(6) seçimlerden önceki 1,5 ay boyunca kadın adaylara gereksindikleri konularda destek olabilmek amacıyla Ka-der Ankara bürosu ve belli toplum merkezlerinde danışmanlık ofisi oluşturuldu.

Başlıca bu etkinliklerin yanı sıra, birçok seminer, konferans, tartışma toplantısı, basın toplantısı ve açıklaması yapıldı, TV ve radyo programlarına katılındı.

28 Mart’ın hemen ardından Ka-der’in basın açıklamasından yapılan aşağıdaki alıntı, bütün bu bir yıllık çabaya karşın seçimlerin sayısal sonuçlarının nasıl değerlendirilebileceğini de ortaya koymaktadır:

“Başbakan seçim gecesi televizyonlarda yaptığı açıklamalarda bir yandan kadın adayların örgütengeline takıldıklarını belirtti; diğer yandan ise cinsiyet kotasına karşı çıktı, bunun kadınlara saygısızlık olduğunu öne sürdü. Evet, kadınların önünde son derece güçlü bir örgüt engeli vardır. Bizim defalarca işaret ettiğimiz bu nokta ilk defa bir seçim akşamı bir başbakan tarafından da itiraf edilmiştir. Demek ki, kadın siyasetçilerin önündeki o “örgüt”
engelinin aşılması gerekmektedir. Bir başka ifadeyle, siyaset, siyasi partiler ve Türkiye erkek egemen anlayıştan kurtarılmalıdır. Üstelik bu iş sadece kadınların meselesi değildir. Bu aynı zamanda bir ulusal onur meselesi haline gelmiştir. Demokrasi açısından ciddi bir sorun olan bu çarpık durumu aşmak için en gelişmişinden gelişmekte olanına kadar bütün ülkelerde cinsiyet kotası uygulaması vardır. Anayasalara, yasalara, parti tüzüklerine ve devlet kurumlarına kadın kotası konulmuştur. Bu nedenle cinsiyet kotası uygulamasının ‘kadınlara karşı saygısızlık’ olduğu iddiaları gerçekleri yansıtmıyor. Tam tersine, erkek egemen çarpık zihniyetin aşılması, kadın sorunlarının çözülebilmesi ve daha fazla kadının yönetimlere gelebilmesi için KOTADAN BAŞKA ÇARE YOKTUR! Demokrasi yolunda atılan adımların kalıcı hale gelebilmesi için artık kadınlar lehine olumlu destek politikalarının uygulanması şart olmuştur! […] Nitekim bu yerel seçimlerde o “örgüt engeli”nin var olmadığı muhtarlıklar için kadın aday sayısında yüzde 200’lük bir patlama yaşanmıştır. Muhtar adayı olan kadınlar pek çok yerde değişik engellerle karşılaşmalarına rağmen, yüzde 30 ile 45 arasında oy
alarak kamusal alanda var olduklarını ve kabul gördüklerini kanıtlamışlardır.
[…] Seçimler öncesinde partili kadınlar, sivil toplum kuruluşu üyesi kadınlar ve kadın seçmenler arasında başlayan güçlü bir dayanışma ağı örme çalışmaları bundan böyle daha da hız kazanacaktır. Kadınları bölen her türlü erkek egemen anlayışa karşı mücadeleyi ve
dayanışmayı güçlendirmek şart olmuştur. Türkiye kendisini güçlü bir kadın hareketine hazırlamak durumundadır.”

Seçimlerin YSÇG ve bütün taraflarıyla kampanya oluşumu üzerindeki etkisi, yerel politika ve planlamayla cinsler-arası eşitlik bakış açısının bütünleştirilmesi hedefinde daha yolun başında bulunulduğunun ayırdına varılması oldu. 29 Mayıs 2004’te, 18 yeni kadın belediye başkanından 10’unun da katıldığı bir seçim sonrası değerlendirme toplantısının ardından, bir yıllık kampanya sürecinde oluşan ilişki ağları ve açığa çıkan gereksinimlerin de yönlendirmesiyle, izleyen yerel seçimlere (2009) değin uzanan yeni bir yol haritası ve çalışma planı çıkarıldı. Çekirdek YSÇG dört sürekli katılımcıyla[7], program da geride kalan bir yılda oluşan hareketliliğin enerjisiyle daha da güçlendi ve “Yarın için Bugünden” kampanyası süreci başladı. Yerel seçimlere yönelik ilk bir yıllık kampanya seçimlerin ardından 5 yıllık kapsamlı bir programa dönüşürken, yapılan ilk işlerden biri de geride kalan dönemin öyküsünü kayda alıp “Kadın Başımıza” başlıklı kitaba dönüştürmek, böylece deneyimin görünürlük ve aktarılabilirlik kazanmasını sağlamak ve “kadın tarihinin yazımı”na bir katkıda bulunmak oldu (Ka-der Ankara, 2004).

“Yarın İçin Bugünden”…

Yapılan “yeni başlangıç”ta, programın başlangıçtaki hedeflerine yeni hedefler eklendi. İzleyen yerel seçimler öncesinde yinelenecek seçimlere hazırlık niteliğindeki yukarıdakilerin benzeri hedef ve etkinliklerin yanı sıra, bu yeni hedefleri ve bu hedeflere yönelik çalışma programını, “kampanyanın yönetimi, yaygınlaştırılması ve izleme / değerlendirme çalışmaları” ile “farklı yerleşimlerde kadınların gereksinimleri ve güçlendirilmesine yönelik modeller geliştirip uygulamak” biçiminde kümelendirmek olanaklı.

  • Kampanyanın yönetimi, yaygınlaştırılması ve izleme / değerlendirme

Bu çerçevede (i) YSÇG’nin düzenli yönetim, izleme / değerlendirme toplantıları sürdürülmektedir. Fakat yaygınlaştırma çerçevesinde kampanyaya önemli bileşenler eklenmiş ve yaşama geçirilmeye başlamıştır. (iii) Bunların başında, sayıları yalnızca 18 olan kadın belediye başkanına destek verme, kampanya için onların desteğini alma, aralarında bir iletişim, yardımlaşma ve ortak çalışma ağı oluşturma, değerlendirme toplantılarını daha geniş bir düzlemde yapma (genişletilmiş Çalışma Grubu toplantıları), sorun ve gereksinimleri yerinde görme ve ortak çalışmalar geliştirme amaçlarıyla yılda üç kez düzenlenmesi kararlaştırılan “Kadın Başkanlarla Buluşmalar” gelmektedir. Bu toplantılardan üçüncüsü Haziran 2005’te Tunceli’de geniş bir kadın kenttaş katılımının da eşliğinde yapılmıştır. Bu toplantılardan çıkan kararlar aynı zamanda kampanyanın yeni yönelimlerine de etki etmektedir. İzleyen dönemde kadın belediye meclis üyeleriyle de atölye çalışmaları düzenlenmesi kararlaştırılıp takvime bağlanmıştır.

(iv) Kampanyaya hem süreklilik hem de ülke yüzeyinde yaygınlık kazandırmak, bir başka deyişle zaman ve mekan üzerinden kurumsallaşmanın önünü açmak, bir yandan da kadınların yerel gündemlerinin oluşumu ve yaşama geçmesinin zeminini yaratmak amaçlarıyla “kampanyanın yerel ayaklarını oluşturma ve geliştirme çalışmaları” sürdürülmektedir. Bir önceki maddede belirtilen etkinlik alanıyla da yakından ilişkili olan bu bileşen, aslolarak, yerel kadın örgütleriyle yerel kadın nüfus ve yerel yönetimler arasında sistematik ve süreğen ilişkiler kurulmasını gerektirmektedir.

(v) Bilindiği üzere; 10.07.2004’te yeni Büyükşehir Belediyesi Kanunu (no.5216), 22.02.2005’te yeni İl Özel İdaresi Kanunu (no.5302), 26.05.2005’te yeni Mahalli İdare Birlikleri Kanunu (no.5355) ve 03.07.2005’te yeni Belediye Kanunu (no.5393) -yine hemen hemen tamamıyla cinsiyet körü içeriklerle- yürürlüğe girdi. Kampanyanın amaçlarından biri de yeni yasal düzenlemelerin yanısıra kamu yönetimini yeniden yapılandırma çalışmalarını izlemek, bu çerçevede hazırlanacak tüzük, yönetmelik gibi alt-düzenlemelere müdahil olmak, kadın seçilmişlerle konuyu derinlemesine tartışıp hangi hükümlerden kadınlar yararına nasıl yararlanılabileceğini açığa çıkarmak ve bir yandan da konuyla ilgili karar mekanizmalarına yönelik olarak “lobi faaliyetleri”nde bulunmaktır. Mevzuata ve mevzuat çerçevesindeki gereksinimlere dair bir raporun hazırlanmasına başlanarak bu alandaki çalışmalar da başlatılmıştır. Öte yandan, genel olarak “yerel politikada kadın katılımı ve temsili” konusunda hem lobi faaliyetleri (TBMM, bakanlıklar, Mahalli İdareler Genel Müd., yerel kamu birimleri, siyasal partiler, vb.) hem de “ittifak oluşturma” çalışmaları (meslek odaları, belediye bürokratları, yerel yönetim birlikleri, vb.) planlanıp takvime bağlanmıştır.

(vi) Kampanya sürecinin destek çalışmaları çerçevesinde; basın-yayınla ilişkiler sürdürülmektedir. Ama en az bunun kadar önemli olmak üzere, kampanya kendi süreli yayınına sahip olmuş ve yılda dört kez olmak üzere “kadınbaşımıza” bülteni (YSÇG, 2005/1) çıkarılmaya başlamıştır. Bülten hem süreci kayıt altına almakta, hem kurulan ilişki ağında iletişimi sağlamakta hem de kampanyaya görünürlük kazandırmada işlevsel olmaktadır. Ayrıca, 2009 sonunda, ilk bir yılın sonunda yayınlanan “Kadın Başımıza” kitabının ikincisi yayınlanacaktır.

(2) Kadınların gereksinimleri ve güçlendirilmesine yönelik modelleri geliştirip yerinde uygulamak

(i) Kadın belediye başkanlarıyla işbirliğini somut bir çerçeveye büründürmek, onları biraz daha görünür kılmak ve kadın katılımı ile kadın dostu belediye hizmetleri için somut modeller geliştirmek amaçlarıyla düşünülen “ortak proje(ler)” fikri, “Kadın Başkanlarla Buluşmalar-2” (Nisan 2005, Foça) toplantısında başkanlara açıldı ve çok olumlu karşılandı, başkanların anlattıklarıyla YSÇG’nin fikirleri birleşerek, ortak proje konuları yakalandı ve hazırlanan taslaklar “Kadın Başkanlarla Buluşmalar-3” (Haziran 2005, Tunceli) toplantısında kesinleştirilerek uygulama yerleri ve zamanlaması somut olarak plana döküldü (Işık, 2005).

(İa) Bu ortak projelerden 2005-7’de yaşama geçirilecek olan ikisi, “Kadın dostu belediye hizmetleri” ile “Kadınların yerel politika ve planlamaya katılım yolları ve modelleri” doğrudan doğruya mekansal ve yerel / politik sonuçlar yaratacak niteliklere sahiptir. Yinelenebilme özelliğine de sahip olması beklenen bu pilot çalışmaların, kadınların özgül gereksinimlerinin katılımcı mekanizmalarla yerel politika ve planlama süreçleriyle nasıl bütünleştirilebileceğinin somut örneklerini oluşturması beklenmektedir.

(İb) Öteki iki ortak projeyse, “Kadınlar kadınlarla buluşuyor kültür gezileri” ile “Kadınların kent mekanlarıyla ilişkisi üzerine sözlü tarih çalışmaları”dır. İlki aracılığıyla, farklı bölgelerden kadınların birbirleriyle iletişim kurmaları, farklı yerel özellikleri tanımaları ve bu arada güçlendirme eğitimlerinden yararlanmaları amaçlanmaktadır. İkinci çalışma aracılığıylaysa, bir yandan kadınların farklı yerelliklerde mekanla kurdukları ilişkinin açığa çıkarılıp kayıt altına alınması, öte yandan da farklı kuşaktan kadınlar arasında bir iletişim zemini yaratılması (nitekim çalışmayı, sözlü tarih yöntem ve teknikleri konusunda eğitimden geçirilmiş lise mezunu genç kadınlar, o yerleşimdeki yaşlı kadınlarla gerçekleştireceklerdir) amaçlanmaktadır.

(ii) Bütün bu çalışmalara destek vermek, önceden varolan eğitim setini genişletip zenginleştirmek, daha işlevsel kılmak için eğitim materyalleri gözden geçirilip yeni bir paket haline getirilecektir. Öte yandan da “ortak projeler” çerçevesinde kazanılacak deneyim birikimini kayıt altına almak amaçlarıyla bir dizi yayın ve rapor tasarlanmış, çalışmalarına başlanmıştır. Bunlar; yukarıda sözü edilen mevzuatla ilgili raporun yanısıra, “Kadınlar için Belediye Sözlüğü”, “Kadın Dostu Belediye Hizmetleri Elkitabı” ve “Kadınların Yerel Politika ve Planlamaya Katılım Yolları: Özgün bir Model”’dir. Ayrıca, Sözlü Tarih çalışmaları da yazılı hale getirilecek, her bir “kültür gezisi”nde bir sergi açılacak ve kadınların deneyimleri yine kayıt altına alınacaktır.

Sonuç Yerine…

Türkiye’nin yerel politika ve planlama deneyiminin türlü katmanlarında (temsil, katılım, hizmetler, kurumsal yapı ve süreçler…) bugüne değin kadınlara yer açılmamış olması, yer açıldığında da o yerin “kıyıda, ‘sosyal ve kültürel’ olarak nitelenen ikincil alanlar”la sınırlı olmaktan sıyrılamaması, cinsiyet körlüğünü kaçınılmaz olarak birlikteliğinde getiren bu erkek-egemen yapının toplumsal-mekanda cinsler arası eşitsizliği azaltmak bir yana yeniden üretici bir rol oynaması, hem daha demokratik bir toplum hem de daha yaşanır ve adil bir dünya özleminin önündeki engellerden biri olagelmiştir. Cinsler arası eşitsizlik, toplumsal-ekonomik ve kültürel ilişkiler düzlemlerinde olduğu kadar mekansal olarak da kurulmakta ve yeniden üretilmektedir. Bu çerçevede, söz konusu eşitsizliğin azaltılmasında yerel yönetimlerin / politikanın / planlamanın ciddi etkilerde bulunma potansiyeline sahip olduğu tartışılmaz.

Bu potansiyelin harekete geçirilmesinde 2000’lere değin bir boşluğun varlığı, çok büyük ölçüde, örgütlü kadın hareketinin yerel düzeyi gündeminde sistematik olarak önceliklendirmemiş, bu anlamda, kapsamlı bir “kadın politikası ve programı” dahilinde yerel politika ve planlama süreçlerinin etkin özneliğine talip olmamışlığıyla ilgilidir. Bu bildiride aktarılan “Yarın için Bugünden“ kampanyası tam da bu boşluğu doldurmaya aday niteliklere sahiptir. Kampanyanın çok bileşenli ve çok amaçlı olması, kuramcılarla uygulayıcıları bir araya getirmesi, kurumsal yapılarla ilişkilenmesi, birbiriyle ve “kadınların güçlendirilmesi”, “toplumsal cinsiyetin ana politikalara yerleştirilmesi” yaklaşımlarıyla tutarlı birden çok hedefi gündemine almış olması gibi üstünlükleri vardır. Bununla birlikte, amaç ve hedeflerin en azından kısa ve orta vadede ne kadarının hangi ölçü ve nitelikte yaşama geçeceği, kuşkusuz kadın hareketi dışındaki koşullara da bağlıdır. Fakat her koşulda, 1913’te Halide Edip’in yazdıklarını, ondan yaklaşık bir yüzyıl sonra, farklı bir bağlamda, bu bildirinin yazarları da paylaşmaktadır:

“Bu kadınlık hareket-i mukaddesesinin sathi ve ibtidai bir tarihini yazarken gönül isterdi ki bu tarihçe, Osmanlı kadınlarının terakki ve tekamül yolundaki küçük bir tarihçesi olsun. Fakat bugün böyle olmaması bence pek elim değildir. […] Osmanlı kadınlarının terakki yolundaki mesailerinin henüz bir tarihçesi olmaması onların da bir şey yapmamış olmalarını intiaç etmez. […] Bugün bu saat ben size böyle hitap ederken, siz beni dinlerken şüphesiz biz de tarih yapıyoruz demektir. Bu tarihçeyi torunlarımız bir konferans dolduracak kadar uzun ve iftiharla yaptıkları zaman, elbet bizim aciz fakat hüsn-i niyet ve samimiyetle dolu bin müşkilatla elde edilen mücadelemizden de bahsedeceklerdir.” (aktaran, Çakır, 1993: 10)

Kaynakça

Alkan, A., 2003. Kadınlar için kadınlar tarafından ve kadınlarla birlikte Yerel Politika, A.Ü. KASAUM ve KA-DER Ankara.

Bora, A., 2002. Bir Yapabilirlik olarak Ka-der, 90’larda Türkiye’de Feminizm (der. A. Bora ve A. Günal), İletişim, İstanbul.

———-, 2003 Gücümüzü Farketmek: Kadınlarla grup çalışması için rehber, A.Ü. KASAUM ve KA-DER Ankara.

Çakır, S., 1993. Osmanlı Kadın Hareketi, Metis, İstanbul.

EC (Council of Europe), 2002. Women in Politics in the Council of Europe Member States, Information document.

ECDGE (European Commission, Directorate-General for Employment, Industrial Relations and Social Affairs, Equality between Women and Men), 1998. A Guide to Gender Impact Assessment, Brussels.

Ecevit, Y., 1999. Bir Kamusal Alan Olarak Kent, Yerel Yönetimler ve Kadınlar, Kadın ve Yerel Demokrasi Sempozyumu (21-22 Ekim 1999), WALD, İstanbul.

———- (2001) Yerel Yönetimler ve Kadın Örgütleri İlişkisine Eleştirel Bir Yaklaşım, Yerli Bir Feminizme Doğru (der. A. İlyasoğlu ve N. Akgökçe), Sel, İstanbul, 227-59.

Eroğlu-Üstün, N. ve G. Öztunalı-Kayır, 1999. Yerel Yönetişim Örneği Olarak Antalya Kadın Meclisi Örgütlenmesi, Kadın ve Yerel Demokrasi Sempozyumu (21-22 Ekim 1999) WALD, İstanbul.

Işık, S.N., 2005. Kadın başkanlar el ele tutuşunca ne olur? Ortak Projeler, kadınbaşımıza (YSÇG) bülteni, Haziran 2005, S.1.

KA-DER Ankara, 2004 Kadın Başımıza – Yerel Yönetimlerde Kadın Katılımı ve Temsili Kampanyası 2003-2004.  Ka-der, Ankara.

Mitchell J. ve A. Oakley, 1984. Giriş, Kadın ve Eşitlik (der. Mitchell J. ve A. Oakley), çev. F. Berktay, Kaynak, İstanbul.

Sancar-Üşür, S., 1997. Siyasal Yaşam ve Kadınlara Destek Politikaları, KSSGM, Ankara.

———-, 2000. Siyasal Süreçlere Katılımda Kadın-Erkek eşitliği, Kadın-Erkek Eşitliğine Doğru Yürüyüş: Eğitim, Çalışma Yaşamı ve Siyaset (M.Tan, Y.Ecevit ve S.Sancar-Üşür), TÜSİAD, İstanbul.

Tekeli, Ş., 1991. Kadınların Siyasetten Dışlanmışlıklarının 55 Yıllık Öyküsü, Kadınlar ve Siyasal Yaşam: Eşit Hak-Eşit Katılım (5-6 Aralık 1989 tarihlerinde düzenlenen uluslararası konferans, ÇYDD), Cem Yayınevi, İstanbul:, 115-28.

YSÇG (Kader Ankara Yerel Siyaset Çalışma Grubu), 2005/1. kadınbaşımıza bülteni, Haziran 2005, S.1.

Wedel, H., 2001. Siyaset ve Cinsiyet: İstanbul Gecekondularında Kadınların Siyasal Katılımı, çev. C. Kurultay, Metis, İstanbul.

[1] Kavramın İngilizcesi “gender mainstreaming”dir. Türkçe metinlerde yerine göre “ana-akımlaştırma”, “merkezileştirme” ya da “ana politikalarla bütünleştirme” olarak geçmektedir.

[2] Yerel yönetimler-kadın örgütleri işbirliği deneyimlerinin bazı ortak yönleri olduğu görülür: Birincisi, yerel yönetimler gündemine kadınların özgül gereksinimlerinin özerk kadın örgütlenmeleri kanalıyla girdiği görülmektedir. Bu saptamayı başka ülkelerdeki örnekler de destekler. Kadın hareketinin yerel düzeyde örgütlenme durumu ve etkililik derecesi yerel yönetimlerin bu konuda eyleme geçmesinde çoğunlukla belirleyici görünmektedir. İkinci ortak özellik, örneklerden önemli bir bölümünün çok amaçlı bir çerçevede yaşama geçmesidir. Başlangıç amacı genellikle kadınları ekonomik açıdan güçlendirmek ya da hane-içi şiddete karşı destek sağlamak olsa da zaman içinde başka gereksinimlerin tanımlanmasıyla yeni etkinlik alanları açılabilmektedir. Bu tür hizmet alanları aracılığıyla kadınların yalıtılmışlıktan kurtulmaları, bir başka deyişle kendilerine “kamusal” bir alan açılması hem gereksinimlerin keşfinde hem de dolayısıyla etkinliklerin çoğullaşmasında harekete geçirici unsurdur. Öte yandan gönüllü kadın örgütlenmeleri ve yerel yönetim işbirliğine dayanan bu tür girişimlerde belli sınırlılıklar, engeller ve sorunlar da vardır (Ecevit, 2001:247-53). Bir kere, kadın örgütlerinin rolü ve katkısı belediyelerinkinden daha çoktur. Yerel yöneticilerin konuyla ilgili sorumluluk ve ilgileri çoğunlukla güçsüz ve geçicidir. Özellikle yerel iktidar değişikliği durumunda hem dar görüşlü politik yaklaşımlar hem de ‘bu tür girişimlerin belediye için yük oluşturduğu’ inancı hizmette kurumsallaşamamanın belirleyenidir. Kadın örgütleri tek başlarına kaldığındaysa hem akçal güçlükler hem de mevzuata ilişkin donanımsızlık birçok sorunu birlikteliğinde getirir. Özetle, yerel yönetimlerle kadın örgütleri arasındaki ilişkinin süreklilik kazanamaması ve söz konusu etkinlik alanlarının yerel yönetimin kurumsal gündemine “vazgeçilemez bir alan” olarak yerleşememesi nedeniyle bu girişimler çoğunlukla dar çerçeveli ve kısa süreli kalmıştır.

[3] Türkiye, bu parlamenter temsil oranı açısından, 43 Avrupa Konseyi üyesi ülke arasında 42nci sıradadır (EC, 2002).

[4] 8 kadın örgütünün ortaklaşa hazırlayıp 25 kadın örgütünün desteğiyle Mart 2002’de hükümete sundukları Anayasa, Siyasi Partiler ve Seçim Yasaları’nda değişiklik paketinde, önerilen öteki düzenlemelerin yanı sıra, doğrudan doğruya konumuzla ilgili olarak, Anayasa’nın 127.md.’sinin 1. fıkrasında yapılacak değişiklikle yerel yönetimlerin “cinsler arası eşit temsil ve katılımcılık esaslarına uygun olarak” oluşturulması önerilmektedir. Siyasi Partiler ve Seçim Yasalarında değişikliklerle ilgili yasa tasarısı önerisindeyse, alınması gerekli önlemlerin başında, herbir cinsiyetin en az %30 oranında temsil ve katılımının yasayla zorunlu kılınması gelmektedir. Söz konusu “kota talebi”, 28 Mart 2004 yerel seçimleri öncesinde de kadın örgütlerince dillendirilmiş, konunun TBMM gündemine girdiği tartışmalar, 27 Mart 2004’te Anayasa’nın ilgili 10. Maddesine, “kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür” ifadesinin eklenmesi, fakat “olumlu ayrımcılık” ibaresini eklemenin reddedilmesiyle sonuçlanmıştır.

[5] Ka-der Ankara aynı zamanda, kadın örgütlerinin ulusal temsilcisi olarak, 2004 yılından bu yana,  Avrupa Kadın Lobisi (EWL) üyesidir

[6] Kadınların güçlendirilmesine yönelik birçok programın etkin katılımcısı olmuş Ka-der Ankara şube başkanı, 1994’ten bu yana özellikle toplumsal cinsiyet duyarlılık eğitim programlarında kayda değer bir birikim sağlamış olan KASAUM (Ankara Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi)’nden üç akademisyen, 1989’dan bu yana kadına karşı şiddetle mücadelenin taşıyıcılarından biri olan Kadın Dayanışma Vakfı kurucu üyesi (aynı zamanda Ev Eksenli Çalışan Kadınlar ağının örgütleyenlerinden ve sosyal hizmet uzmanı, ve bir şehir ve bölge planlama uzmanı (aynı zamanda CEDAW-Türkiye STK Forumu Yürütme Kurulu üyesi)

[7] Türk Kadınlar Birliği başkanı (aynı zamanda hukukçu), bir İnsan Hakları Derneği MKYK üyesi, bir Özgür Parti merkez yönetim üyesi ve “Yerel Yönetimlerde Kadın Katılımı ve Temsili Kampanyası”nın sekreteryasını da yürütmüş bulunan bir Kadın Çalışmaları YL öğrencisi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s